Go
📢 go
Gitmek
Örnek Diyalog:
Jack: Let’s go to the cinema tonight.
(lets go tu dı si-ne-ma tı-nayt.)
(Bu gece sinemaya gidelim.)
Emma: Sure, I’d love to go!
(şuur, ayd lav tu go!)
(Tabii, gitmeyi çok isterim!)
Go 📢 go Gitmek Örnek Diyalog: Jack: Let’s go to the cinema tonight. (lets go tu dı si-ne-ma tı-nayt.) (Bu gece sinemaya gidelim.) Emma: Sure, I’d love to go! (şuur, ayd lav tu go!) (Tabii, gitmeyi çok isterim!) |
Went (Go kelimesinin geçmiş hâli) 📢 went Gitti Örnek Diyalog: Sam: Did you go to school yesterday? (did yu go tu dı si-kul yes-tır-dey?) (Dün okula gittin mi?) Mike: Yes, I went yesterday. (yes, ay went yes-tır-dey.) (Evet, dün gittim.) |
Do 📢 du Yapmak, etmek (geniş zaman, şimdiki zaman soruları ve olumsuzlarda kullanılır) Örnek Diyalog: Tom: What do you do at weekends? (wat du yu du et wiik-ends?) (Hafta sonları ne yaparsın?) Kate: I usually do sports. (ay yuu-jı-li du sports.) (Genellikle spor yaparım.) |
Did 📢 did Yaptı (do fiilinin geçmiş hâli; geçmiş zamanda soru ve olumsuzlarda kullanılır) Örnek Diyalog: Alex: What did you do yesterday? (wat did yu du yes-tır-dey?) (Dün ne yaptın?) Mia: I didn’t do anything special. (ay didınt du e-ni-ting spe-şıl.) (Özel bir şey yapmadım.) |
Buy 📢 bay Satın almak Örnek Diyalog: Sam: Where do you usually buy your clothes? (weer du yu bay yor kılo-tz?) (Genellikle kıyafetlerini nereden alırsın?) Amy: I usually buy them online. (ay yuu-jı-li bay dem on-layn.) (Genellikle internetten satın alırım.) |
Bought (buy fiilinin geçmiş hâli) 📢 boot Satın aldı, satın aldım Örnek Diyalog: Liam: Did you buy a new car? (did yu bay e nüü kaar?) (Yeni bir araba satın aldın mı?) Anna: Yes, I bought it yesterday. (yes, ay boot it yes-tır-dey.) (Evet, dün satın aldım.) |
Lose 📢 luuz Kaybetmek Örnek Diyalog: Tom: Did you lose your keys? (did yu luuz yor kiiz?) (Anahtarlarını mı kaybettin?) Anna: Yes, I always lose them. (yes, ay ol-veyz luuz dem.) (Evet, onları hep kaybederim.) |
Lost (Lose fiilinin geçmiş hâli) 📢 last Kaybetti, kaybettim Örnek Diyalog: Mike: What’s wrong? (wats rong?) (Sorun nedir?) Emily: I lost my phone. (ay last may foon.) (Telefonumu kaybettim.) |
Give 📢 giv Vermek Örnek Diyalog: Emma: Can you give me your pencil? (ken yu giv mii yor pen-sıl?) (Kalemini bana verir misin?) Lucas: Sure, I’ll give it to you. (şuur, ayl giv it tu yu.) (Tabii, sana veririm.) |
Gave (Give fiilinin geçmiş hâli) 📢 geyv Verdi Örnek Diyalog: Mike: Who gave you this book? (hu geyv yu dis buk?) (Bu kitabı sana kim verdi?) Sophia: My teacher gave it to me. (may tii-çır geyv it tu mii.) (Öğretmenim verdi.) |
Make 📢 meyk Yapmak Örnek Diyalog: Emily: Can you make a cake? (ken yu meyk e keyk?) (Pasta yapabilir misin?) Anna: Yes, I can make a chocolate cake. (yes, ay ken meyk e çaak-lıt keyk.) (Evet, çikolatalı kek yapabilirim.) |
Made (make fiilinin geçmiş hâli) 📢 meyd Yaptı, yapılmış Örnek Diyalog: Tom: Who made this sandwich? (hu meyd dis send-wiç?) (Bu sandviçi kim yaptı?) Sara: I made it for you. (ay meyd dis send-wiç for yu.) (Ben yaptım.) |
Have 📢 hev Sahip olmak, var (olmak) Örnek Diyalog: Sarah: Do you have a pen? (du yu hev e pen?) (Kalemin var mı?) John: Yes, I have one. Here you go. (yes, ay hev van. hiır yu go.) (Evet, var. İşte buyur.) |
Had (have fiilinin geçmiş hâli) 📢 hed Vardı, sahipti Örnek Diyalog: Mia: Did you have breakfast this morning? (did yu hev brek-fıst tı-dey?) (Bu sabah kahvaltı yaptın mı?) Ben: Yes, I had breakfast at home. (yes, ay hed brek-fıst et hom.) (Evet, evde kahvaltı yaptım.) |
Forget 📢 fır-get Unutmak Örnek Diyalog: Emma: Don’t forget your keys! (dont fır-get yor kiiz!) (Anahtarlarını unutma!) Ben: Thanks, I won’t forget. (thenks, ay vont fır-get.) (Teşekkürler, unutmam.) |
Forgot (forget fiilinin geçmiş hâli) 📢 fır-gat Unuttu Örnek Diyalog: Lucy: Did you bring your notebook? (did yu bring yor noot-buk?) (Defterini getirdin mi?) Mark: Sorry, I forgot it at home. (sa-ri, ay fır-gat it et hom.) (Üzgünüm, onu evde unuttum.) |
See 📢 sii Görmek Örnek Diyalog: Anna: Can you see the bird on the tree? (ken yu sii dı börd an dı trii?) (Ağaçtaki kuşu görebiliyor musun?) Mike: Yes, I see it. (yes, ay sii it.) (Evet, görüyorum.) |
Saw (see fiilinin geçmiş hâli) 📢 saa Gördü Örnek Diyalog: Lucy: I saw your brother yesterday. (ay saa yor bra-dır yes-tır-dey.) (Dün kardeşini gördüm.) Tom: Really? Where did you see him? (ri-ı-li? weer did yu sii him?) (Gerçekten mi? Onu nerede gördün?) |
Drink 📢 drink İçmek Örnek Diyalog: Tom: Do you want to drink coffee? (du yu vant tu drink kaa-fi?) (Kahve içmek ister misin?) Amy: No thanks, I don’t drink coffee. (noo thenks, ay doont drink kaa-fi.) (Hayır teşekkürler, kahve içmem.) |
Drank (drink fiilinin geçmiş hâli) 📢 drenk İçti Örnek Diyalog: Mike: Did you drink my juice? (did yu drink may cuus?) (Meyve suyumu sen mi içtin?) Kate: Yes, sorry. I drank it. (yes, ay drenk it.) (Evet, üzgünüm, ben içtim.) |
Eat 📢 iit Yemek (fiil olarak) Örnek Diyalog: Jack: What do you usually eat for breakfast? (wat du yu yuu-cı-li iit for brek-fıst?) (Kahvaltıda genellikle ne yersin?) Anna: I usually eat eggs and toast. (ay yuu-cı-li iit egz end tost.) (Genelde yumurta ve tost yerim.) |
Ate (eat fiilinin geçmiş hâli) 📢 eyt Yedi Örnek Diyalog: Tom: Did you eat dinner already? (did yu iit di-nır ol-re-di?) (Akşam yemeğini çoktan yedin mi?) Lily: Yes, I ate pasta. (yes, ay eyt pes-ta.) (Evet, makarna yedim.) |
Be 📢 bii Olmak (geniş zaman, mastar hali) Örnek Diyalog: Amy: I want to be a doctor. (ay vant tu bii e dak-tır.) (Doktor olmak istiyorum.) Mike: You can be a great doctor! (yu ken bii e greyt dak-tır.) (Harika bir doktor olabilirsin!) |
Was (be fiilinin geçmiş hâli; tekil öznelerle) 📢 vaz Oldu, -dı, -di (tekil özneler için: I, he, she, it) Örnek Diyalog: Jack: Where was Emily yesterday? (weer vaz e-mı-li yes-tır-dey?) (Emily dün neredeydi?) Lucy: She was at the library. (şi vaz et dı layb-re-ri.) (Kütüphanedeydi.) Were (be fiilinin geçmiş hâli; çoğul öznelerle) 📢 vör Oldu, -dılar, -diniz, -dik (çoğul özneler için: you, we, they) Örnek Diyalog: Tom: Where were you yesterday? (weer vör yu yes-tır-dey?) (Dün neredeydin?) Anna: We were at the park. (wii vör et dı paark.) (Parktaydık.) |
Run (Geniş zaman) 📢 ran Koşmak Örnek Diyalog: Sam: How often do you run? (hau of-ın du yu ran?) (Ne sıklıkla koşarsın?) Lucy: I run every day. (ay ran ev-ri dey.) (Her gün koşarım.) |
Ran (Geçmiş zaman) 📢 ren Koştu Örnek Diyalog: Amy: Did you run yesterday? (did yu ran yes-tır-dey?) (Dün koştun mu?) Tom: Yes, I ran very fast. (yes, ay ren veri fest.) (Evet, çok hızlı koştum.) |
Swim 📢 swim Yüzmek Örnek Diyalog: Mia: Do you swim in the sea or in the pool? (du yu swim in dı sii or in dı puul?) (Denizde mi yoksa havuzda mı yüzersin?) Leo: I usually swim in the pool. (ay yuu-cı-li swim in dı puul.) (Genellikle havuzda yüzerim.) |
Swam (Swim fiilinin geçmiş hâli) 📢 swem Yüzdü Örnek Diyalog: Jack: Where did you swim yesterday? (weer did yu swim yes-tır-dey?) (Dün nerede yüzdün?) Ben: I swam at the seaside. (ay swem et dı sii-sayd.) (Deniz kenarında yüzdüm.) |
Take 📢 teyk Almak Örnek Diyalog: Liam: Can I take your pen? (ken ay teyk yor pen?) (Kalemini alabilir miyim?) Emma: Sure, you can take it. (şuur, yu ken teyk it.) (Tabii, alabilirsin.) |
Took (take fiilinin geçmiş hâli) 📢 tuuk Aldı Örnek Diyalog: Mike: Did you take my book? (did yu teyk may buk?) (Kitabımı aldın mı?) Anna: Yes, I took it yesterday. (yes, ay tuuk it yes-tır-dey.) (Evet, dün aldım.) |
Put (Geniş zaman) 📢 put Koymak Örnek Diyalog: Tom: Where can I put my bag? (weer ken ay put may beg?) (Çantamı nereye koyabilirim?) Lucy: You can put it on the table. (yu ken put it an dı tey-bıl.) (Onu masanın üstüne koyabilirsin.) |
Put (Geçmiş zaman) (Aynı şekilde yazılır ve telaffuz edilir.) 📢 put Koydu Örnek Diyalog: Ben: Where did you put my keys? (weer did yu put may kiiz?) (Anahtarlarımı nereye koydun?) Amy: I put them on the table. (ay put dem on dı tey-bıl.) (Onları masanın üstüne koydum.) 🎯 Ek Açıklama: “Put” kelimesi düzensiz bir fiildir ve geçmiş zamanda yazılışı ve telaffuzu değişmez. Geniş zamanda da, geçmiş zamanda da telaffuzu hep kısa ve net şekilde “put” (put) olarak aynıdır. |
Come (Geniş zaman) 📢 kam Gelmek Örnek Diyalog: Emily: Can you come to my party tonight? (ken yu kam tu may paar-ti tı-nayt?) (Bu gece partime gelebilir misin?) Tom: Sure, I’ll come. (şuur, ayl kam.) (Tabii, gelirim.) |
Came (Come fiilinin geçmiş hâli) 📢 keym Geldi Örnek Diyalog: Anna: Did Alex come to your house yesterday? (did yu kam tu yor haus yes-tır-dey?) (Alex dün sana geldi mi?) Leo: Yes, he came at five o’clock. (yes, hii keym et fayv.) (Evet, saat beşte geldi.) |
Say 📢 sey Söylemek, demek Örnek Diyalog: Lucy: What did you say? (wat did yu sey?) (Ne dedin?) Tom: I didn’t say anything. (ay didınt sey e-ni-ting.) (Hiçbir şey söylemedim.) |
Said (say fiilinin geçmiş hâli) 📢 sed Söyledi, dedi Örnek Diyalog: Alex: What did Anna say yesterday? (wat did e-nı sey yes-tır-dey?) (Anna dün ne dedi?) Mike: She said she is happy. (şi sed şi iz he-pi.) (Mutlu olduğunu söyledi.) |
Read (Geniş zaman) 📢 riid Okumak Örnek Diyalog: Emma: Do you read books every day? (du yu riid ev-ri dey?) (Her gün kitap okur musun?) Mike: Yes, I usually read at night. (yes, ay yuu-cı-li riid et nayt.) (Evet, genellikle gece okurum.) |
Read (Geçmiş zaman) (yazılışı aynı, telaffuzu farklıdır) 📢 red Okudu Örnek Diyalog: Lily: Did you read this book? (did yu riid dis buk?) (Bu kitabı okudun mu?) Tom: Yes, I read it last week. (yes, ay red it lest wiik.) (Evet, geçen hafta okudum.) |
Cut (Geniş zaman) 📢 kat Kesmek Örnek Diyalog: Amy: Can you cut this apple? (ken yu kat dis e-pıl?) (Bu elmayı kesebilir misin?) Tom: Yes, I’ll cut it for you. (yes, ayl kat it for yu.) (Evet, senin için keserim.) |
Cut (Geçmiş zaman; aynı yazılır, aynı okunur) 📢 kat Kesti Örnek Diyalog: Sam: Who cut the cake? (hu kat dis keyk?) (Pastayı kim kesti?) Lucy: I cut it yesterday. (ay kat it yes-tır-dey.) (Dün ben kestim.) |
Break 📢 breyk Kırmak Örnek Diyalog: Mike: Please don’t break my glasses. (pliiz dont breyk may san-gı-les-iz.) (Lütfen gözlüklerimi kırma.) Anna: Don’t worry, I won’t break them! (dont vori, ay vont breyk dem.) (Merak etme, onları kırmam.) |
Broke (Break fiilinin geçmiş hâli) 📢 brok Kırdı, kırıldı Örnek Diyalog: Emma: Who broke the window? (hu brok dı win-do?) (Camı kim kırdı?) Jack: Sorry, I broke it. (sa-ri, ay brok it.) (Üzgünüm, ben kırdım.) |
Sleep 📢 s-liip Uyumak Örnek Diyalog: Tom: Do you sleep early? (du yu sliip ev-ri nayt?) (Her gece erken uyur musun?) Anna: Yes, I sleep at ten o’clock. (yes, ay sliip et ten ı-klak.) (Evet, saat onda uyurum.) |
Slept (Sleep fiilinin geçmiş hâli) 📢 s-lept Uyudu Örnek Diyalog: Mark: Did you sleep well last night? (did yu sliip wel lest nayt?) (Dün gece iyi uyudun mu?) Lucy: Yes, I slept very well. (yes, ay s-lept veri vel.) (Evet, çok iyi uyudum.) |
Win 📢 win Kazanmak Örnek Diyalog: Tom: Did you win the match? (did yu win dı maç?) (Maçı kazandınız mı?) Anna: Yes, we always win! (yes, wii ol-veyz win!) (Evet, biz hep kazanırız!) |
Won (Win fiilinin geçmiş hâli) 📢 wan Kazandı, kazandım Örnek Diyalog: Jack: Who won the game? (hu wan dı geym?) (Maçı kim kazandı?) Mia: Our team won! (aur tiim wan.) (Bizim takım kazandı.) |
Understand (geniş zaman) 📢 an-dır-stend Anlamak Örnek Diyalog: Tom: Do you understand me? (du yu an-dır-stend mii?) (Beni anlıyor musun?) Lucy: Yes, I understand you very well. (yes, ay an-dır-stend yu veri vel.) (Evet, seni çok iyi anlıyorum.) |
Understood (Understand fiilinin geçmiş hâli) 📢 an-dır-stuud Anladı, anladım Örnek Diyalog: Mike: Did you understand the question? (did yu an-dır-stend dı kwes-çın?) (Soruyu anladın mı?) Emma: Yes, I understood clearly. (yes, ay an-dır-stuud it.) (Evet, anladım.) |
Forgive 📢 for-giv Affetmek Örnek Diyalog: Amy: Please forgive me. (pliiz for-giv mii.) (Lütfen beni affet.) Tom: Okay, I forgive you. (o-key, ay for-giv yu.) (Tamam, seni affediyorum.) |
Forgave (Forgive fiilinin geçmiş hâli) 📢 for-geyv Affetti Örnek Diyalog: Lucy: Did your friend forgive you? (did yor frend for-giv yu?) (Arkadaşın seni affetti mi?) Ben: Yes, she forgave me yesterday. (yes, şi for-geyv mii yes-tır-dey.) (Evet, dün beni affetti.) |
find (geniş zaman hâli) 📢 faynd Bulmak Örnek Diyalog: Anna: Did you find your keys? (did yu faynd yor kiiz?) (Anahtarlarını buldun mu?) Mike: Yes, I always find them easily. (yes, ay ol-veyz faynd dem ii-zı-li.) (Evet, onları hep kolayca bulurum.) |
Found (Find fiilinin geçmiş hâli) 📢 faund Buldu, buldum Örnek Diyalog: Sarah: Did you find your phone? (did yu faynd yor foon?) (Telefonunu buldun mu?) Jack: Yes, I found it under the bed. (yes, ay faund it an-dır dı bed.) (Evet, onu yatağın altında buldum.) |
Bring 📢 bring Getirmek Örnek Diyalog: Mike: Can you bring me some coffee? (ken yu bring mii sam kaa-fi?) (Bana biraz kahve getirebilir misin?) Emma: Sure, I’ll bring it now. (şuur, ayl bring it nau.) (Tabii, şimdi getiririm.) |
Brought (Bring fiilinin geçmiş hâli) 📢 broot Getirdi Örnek Diyalog: Sarah: Did you bring your umbrella? (did yu bring yor am-bre-lı?) (Şemsiyeni getirdin mi?) Tom: Yes, I brought it with me. (yes, ay broot it wit mii.) (Evet, onu yanımda getirdim.) |
Speak (Geniş zaman) 📢 spiik Konuşmak Örnek Diyalog: Anna: Do you speak English? (du yu spiik ing-liş?) (İngilizce konuşuyor musun?) Ben: Yes, I speak a little English. (yes, ay spiik e li-dıl ing-liş.) (Evet, biraz İngilizce konuşuyorum.) |
Spoke (Speak fiilinin geçmiş hâli) 📢 spook Konuştu Örnek Diyalog: Mike: Did you speak to the teacher? (did yu spiik tu dı tii-çır?) (Öğretmenle konuştun mu?) Emily: Yes, I spoke to her yesterday. (yes, ay spook tu hör yes-tır-dey.) (Evet, dün onunla konuştum.) |
Sell 📢 sel Satmak Örnek Diyalog: Mike: Do you sell your old clothes? (du yu sel yor old kılo-tz?) (Eski kıyafetlerini satar mısın?) Anna: No, I never sell them. (noo, ay ne-vır sel dem.) (Hayır, onları asla satmam.) |
Sold (Sell fiilinin geçmiş hâli) 📢 sold Sattı Örnek Diyalog: Lucy: Did you sell your bike? (did yu sel yor bay-si-kıl?) (Bisikletini sattın mı?) Tom: Yes, I sold it last week. (yes, ay sold it lest wiik.) (Evet, geçen hafta sattım.) |
Spend 📢 spend Harcamak (para/zaman geçirmek anlamında) Örnek Diyalog: Emma: How do you usually spend your weekends? (hau du yu yuu-cı-li spend yor wiik-ends?) (Hafta sonlarını genellikle nasıl geçirirsin?) Mike: I usually spend my weekends at home. (ay yuu-cı-li spend may wiik-ends et hom.) (Genellikle hafta sonlarımı evde geçiririm.) |
Spent (Spend fiilinin geçmiş hâli) 📢 spent Harcamak (harcadı), geçirmek (geçirdi) Örnek Diyalog: Jack: Did you spend much money yesterday? (did yu spend maç ma-ni yes-tır-dey?) (Dün çok para harcadın mı?) Anna: Yes, I spent too much money! (yes, ay spent tuu maç ma-ni!) (Evet, çok fazla para harcadım!) |
Meet 📢 miit Buluşmak, tanışmak Örnek Diyalog: Amy: Where do you usually meet your friends? (weer du yu yuu-cı-li miit yor frends?) (Arkadaşlarınla genelde nerede buluşursun?) Tom: We meet at the café near my house. (wii miit et dı ke-fey niır may haus.) (Evimin yakınındaki kafede buluşuruz.) |
Met (Meet fiilinin geçmiş hâli) 📢 met Buluştu, tanıştı Örnek Diyalog: Lucy: Did you meet Jack yesterday? (did yu miit cek yes-tır-dey?) (Dün Jack’le buluştun mu?) Ben: Yes, I met him after school. (yes, ay met him ef-tır sıkul.) (Evet, okuldan sonra onunla buluştum.) |
Know 📢 noo Bilmek, tanımak Örnek Diyalog: Anna: Do you know this song? (du yu noo dis song?) (Bu şarkıyı biliyor musun?) Mike: Yes, I know it very well. (yes, ay noo it ve-ri vel.) (Evet, onu çok iyi biliyorum.) |
Knew (Know fiilinin geçmiş hâli) 📢 nüu Bildi, tanıdı Örnek Diyalog: Lucy: Did you know that man? (did yu noo det men?) (O adamı tanıyor muydun?) Tom: Yes, I knew him from school. (yes, ay nüu him from sıkul.) (Evet, onu okuldan tanıyordum.) |
Pay 📢 pey Ödemek Örnek Diyalog: Anna: Can I pay by card? (ken ay pey bay kaard?) (Kartla ödeyebilir miyim?) Tom: Sure, you can pay by card or cash. (şuur, yu ken pey bay kaard or keş.) (Tabii, kart veya nakit ödeyebilirsin.) |
Paid (Pay fiilinin geçmiş hâli) 📢 peyd Ödedi Örnek Diyalog: Lucy: Who paid for dinner? (hu peyd for di-nır?) (Akşam yemeğini kim ödedi?) Ben: I paid for it. (ay peyd for it.) (Ben ödedim.) |
Sit 📢 sit Oturmak Örnek Diyalog: Mike: Can I sit here? (ken ay sit hiır?) (Buraya oturabilir miyim?) Anna: Sure, you can sit next to me. (şuur, yu ken sit nekst tu mii.) (Tabii, yanıma oturabilirsin.) |
Sat (Sit fiilinin geçmiş hâli) 📢 set Oturdu Örnek Diyalog: Lucy: Where did you sit in the cinema? (weer did yu sit in dı si-nı-ma?) (Sinemada nereye oturdun?) Tom: I sat near the front. (ay set niır dı frant.) (Öne yakın oturdum.) |
Tell 📢 tel Anlatmak, söylemek Örnek Diyalog: Mike: Can you tell me a story? (ken yu tel mii e sto-ri?) (Bana bir hikâye anlatabilir misin?) Anna: Sure, I’ll tell you a funny story. (şuur, ayl tel yu e fa-ni sto-ri.) (Tabii, sana komik bir hikâye anlatayım.) |
Told (Tell fiilinin geçmiş hâli) 📢 told Anlattı, söyledi Örnek Diyalog: Lucy: Who told you about the party? (hu told yu a-baut dı paar-ti?) (Sana partiden kim bahsetti?) Tom: Ben told me yesterday. (ben told mii yes-tır-dey.) (Bana dün Ben söyledi.) |
Begin 📢 bi-gin Başlamak Örnek Diyalog: Amy: When does the movie begin? (ven daz dı muu-vi bi-gin?) (Film ne zaman başlıyor?) Tom: It will begin at eight o’clock. (it wıl bi-gin et eyt ı-klak.) (Saat sekizde başlayacak.) |
Began (Begin fiilinin geçmiş hâli) 📢 bi-gen Başladı Örnek Diyalog: Jack: What time did the lesson begin yesterday? (wat taym did dı les-ın bi-gin yes-tır-dey?) (Dün ders saat kaçta başladı?) Lucy: It began at nine. (it bi-gen et nayn.) (Dokuzda başladı.) |
Learn 📢 lörn Öğrenmek Örnek Diyalog: Anna: Do you want to learn English? (du yu vant tu lörn ing-liş?) (İngilizce öğrenmek istiyor musun?) Tom: Yes, I want to learn it very much. (yes, ay vant tu lörn it veri maç.) (Evet, İngilizce öğrenmeyi çok istiyorum.) |
Learned / Learnt (Learn fiilinin geçmiş hâli – Amerikan İngilizcesinde genellikle “learned” tercih edilir.) 📢 lörnd Öğrendi Örnek Diyalog: Kate: How did you learn Spanish? (hau did yu lörn spe-niş?) (İspanyolcayı nasıl öğrendin?) Mike: I learned it at school. (ay lörnd it et sıkul.) (Okulda öğrendim.) Not: Amerikan İngilizcesinde geçmiş zaman hâli olarak çoğunlukla “learned” kullanılır ve “lörnd” şeklinde okunur. “Learnt” ise daha çok İngiliz İngilizcesinde kullanılır. |
Fall 📢 fol Düşmek Örnek Diyalog: Anna: Be careful! Don’t fall! (bi ker-fıl, dont fol.) (Dikkat et, düşme!) Mike: Don’t worry, I won’t fall. (dont vo-ri, ay vont fol.) (Merak etme, düşmem.) |
Fell (Fall fiilinin geçmiş hâli) 📢 fel Düştü Örnek Diyalog: Emma: Did you fall yesterday? (did yu fol yes-tır-dey?) (Dün düştün mü?) Tom: Yes, I fell off my bike. (yes, ay fel of may bay-si-kıl.) (Evet, bisikletten düştüm.) |
Get 📢 get Almak, edinmek, elde etmek Örnek Diyalog: Mike: Can you get some bread from the store? (ken yu get sam bred from dı stor?) (Mağazadan biraz ekmek alabilir misin?) Anna: Sure, I’ll get it now. (şuur, ayl get it nau.) (Tabii, şimdi alırım.) |
Got (Get fiilinin geçmiş hâli) 📢 gat Aldı Örnek Diyalog: Sam: Did you get my message yesterday? (did yu get may mesıc yes-tır-dey?) (Dün mesajımı aldın mı?) Lucy: Yes, I got your message. (yes, ay gat yor mesıc.) (Evet, mesajını aldım.) |
Grow 📢 gro Büyümek, yetiştirmek Örnek Diyalog: Anna: Do you grow tomatoes in your garden? (du yu gro tı-mey-toz in yor gar-dın?) (Bahçende domates yetiştiriyor musun?) Tom: Yes, we grow tomatoes every year. (yes, wii gro tı-mey-toz ev-ri yiır.) (Evet, her yıl domates yetiştiriyoruz.) |
Grew (Grow fiilinin geçmiş hâli) 📢 gruu Büyüdü, yetiştirdi Örnek Diyalog: Emma: Did you grow flowers last summer? (did yu gro fı-lau-ırs lest sa-mır?) (Geçen yaz çiçek yetiştirdin mi?) Mike: Yes, I grew roses. (yes, ay gruu ro-zız.) (Evet, güller yetiştirdim.) |
Build 📢 bild İnşa etmek, yapmak Örnek Diyalog: Anna: Can you build a treehouse? (ken yu bild e tırii-haus?) (Ağaç ev yapabilir misin?) Mike: Yes, I can build one. (yes, ay ken bild van.) (Evet, bir tane yapabilirim.) |
Built (Build fiilinin geçmiş hâli) 📢 bilt İnşa etti, yaptı Örnek Diyalog: Tom: Who built this house? (hu bilt dis haus?) (Bu evi kim yaptı?) Emma: My grandfather built it. (may grend-fa-dır bilt it.) (Dedem yaptı.) |
Catch 📢 keç Yakalamak Örnek Diyalog: Anna: Can you catch the ball? (ken yu keç dı bol?) (Topu yakalayabilir misin?) Mike: Yes, I can catch it. (yes, ay ken keç it.) (Evet, yakalayabilirim.) |
Caught (Catch fiilinin geçmiş hâli) 📢 kaat Yakaladı Örnek Diyalog: Emma: Who caught the fish? (hu kaat dı fiş?) (Balığı kim yakaladı?) Tom: I caught it! (ay kaat it!) (Ben yakaladım!) |
Choose 📢 çuuz Seçmek Örnek Diyalog: Anna: Can you choose a color? (ken yu çuuz e ka-lır?) (Bir renk seçebilir misin?) Mike: Yes, I choose red. (yes, ay çuuz red.) (Evet, kırmızıyı seçiyorum.) |
Chose (choose fiilinin geçmiş hâli) 📢 çouz Seçti Örnek Diyalog: Anna: Which color did you choose yesterday? (viç ka-lır did yu çuuz yes-tır-dey?) (Dün hangi rengi seçtin?) Mike: I chose blue. (ay çouz bluu.) (Maviyi seçtim.) |
Drink 📢 drink İçmek Örnek Diyalog: Anna: Do you want to drink something? (du yu vant tu drink sam-ting?) (Bir şey içmek ister misin?) Mike: Yes, I’ll drink some coffee. (yes, ayl drink sam kaa-fi.) (Evet, biraz kahve içerim.) |
Drank (Drink fiilinin geçmiş hâli) 📢 drenk İçti Örnek Diyalog: Emma: What did you drink this morning? (wat did yu drink dis mor-ning?) (Bu sabah ne içtin?) Tom: I drank coffee. (ay drenk kaa-fi.) (Kahve içtim.) |
Drive 📢 dırayv Araba sürmek, araç kullanmak Örnek Diyalog: Anna: Can you drive a car? (ken yu dırayv e kaar?) (Araba sürebiliyor musun?) Mike: Yes, I can drive very well. (yes, ay ken dırayv ve-ri vel.) (Evet, çok iyi araba sürebilirim.) |
Drove (Drive fiilinin geçmiş hâli) 📢 dırov Araba sürdü, araç kullandı Örnek Diyalog: Tom: Who drove yesterday? (hu drov yes-tır-dey?) (Dün arabayı kim sürdü?) Emma: I drove yesterday. (ay drov yes-tır-dey.) (Dün arabayı ben sürdüm.) |
Hear 📢 hiır Duymak Örnek Diyalog: Anna: Can you hear the music? (ken yu hiır dı müu-zik?) (Müziği duyabiliyor musun?) Tom: Yes, I can hear it clearly. (yes, ay ken hiır it kı-liir-li.) (Evet, net şekilde duyabiliyorum.) |
Heard (Hear fiilinin geçmiş hâli) 📢 hörd Duydu Örnek Diyalog: Emma: Did you hear the news? (did yu hiır dı nüuz?) (Haberi duydun mu?) Mike: Yes, I heard about it yesterday. (yes, ay hörd e-baut it yes-tır-dey.) (Evet, dün duydum.) |
Hit 📢 hit Vurmak Örnek Diyalog (Geniş zaman): Anna: Can you hit the ball? (ken yu hit dı bol?) (Topa vurabilir misin?) Mike: Yes, I can hit it. (yes, ay ken hit it.) (Evet, ona vurabilirim.) |
Hit (Geçmiş zaman hâli aynıdır) 📢 hit Vurdu Örnek Diyalog (Geçmiş zaman): Emma: Who hit the window yesterday? (hu hit dı vin-dov yes-tır-dey?) (Dün cama kim vurdu?) Tom: I hit it by mistake. (ay hit it bay mis-teyk.) (Yanlışlıkla ben vurdum.) |
Hurt 📢 hört Acıtmak, incitmek Örnek Diyalog (Geniş Zaman): Anna: Does your arm hurt? (daz yor aarm hört?) (Kolun acıyor mu?) Mike: Yes, it hurts a little. (yes, it hörts e li-tıl.) (Evet, biraz acıyor.) |
Hurt (Geçmiş zaman hâli aynıdır) 📢 hört Acıdı, incitti Örnek Diyalog (Geçmiş Zaman): Emma: Did you hurt your foot yesterday? (did yu hört yor fut yes-tır-dey?) (Dün ayağını incittin mi?) Tom: Yes, I hurt it while playing football. (yes, ay hört it vayl pı-ley-ing fut-bol.) (Evet, futbol oynarken incittim.) |
Leave 📢 liiv Ayrılmak, bırakmak Örnek Diyalog: Anna: What time do you usually leave home? (wat taym du yu yuu-cı-li liiv hom?) (Genellikle evden saat kaçta ayrılırsın?) Mike: I usually leave at 8 o’clock. (ay yuu-cı-li liiv et eyt ı-klak.) (Genellikle saat sekizde ayrılırım.) |
Left (Leave fiilinin geçmiş hâli) 📢 left Ayrıldı, bıraktı Örnek Diyalog: Emma: When did you leave the office yesterday? (ven did yu liiv dı o-fis yes-tır-dey?) (Dün ofisten ne zaman ayrıldın?) Tom: I left at 6 o’clock. (ay left et siks ı-klak.) (Saat altıda ayrıldım.) |
Stand 📢 stend Ayakta durmak Örnek Diyalog: Anna: Can you stand here, please? (ken yu stend hiır pliiz?) (Lütfen burada durabilir misin?) Mike: Sure, I’ll stand here. (şuur, ayl stend hiır.) (Tabii, burada dururum.) |
Stood (Stand fiilinin geçmiş hâli) 📢 stuud Ayakta durdu Örnek Diyalog: Emma: Where did you stand during the concert? (weer did yu stend du-ring dı kan-sırt?) (Konser sırasında nerede durdun?) Tom: I stood near the stage. (ay stuud niır dı steyc.) (Sahnenin yanında durdum.) |
Send 📢 send Göndermek Örnek Diyalog: Anna: Can you send me an email? (ken yu send mii en i-meyl?) (Bana e-posta gönderebilir misin?) Mike: Sure, I’ll send it right now. (şuur, ayl send it rayt nau.) (Tabii, hemen gönderiyorum.) |
Sent (Send fiilinin geçmiş hâli) 📢 sent Gönderdi Örnek Diyalog: Emma: Did you send the message yesterday? (did yu send dı me-sıc yes-tır-dey?) (Dün mesajı gönderdin mi?) Tom: Yes, I sent it yesterday. (yes, ay sent it yes-tır-dey.) (Evet, dün gönderdim.) |
Sing 📢 sing Şarkı söylemek Örnek Diyalog: Anna: Can you sing a song? (ken yu sing e song?) (Bir şarkı söyleyebilir misin?) Mike: Yes, I can sing. (yes, ay ken sing.) (Evet, şarkı söyleyebilirim.) |
Sang (Sing fiilinin geçmiş hâli) 📢 seng Şarkı söyledi Örnek Diyalog: Emma: Who sang at the party yesterday? (hu seng et dı par-ti yes-tır-dey?) (Dün partide kim şarkı söyledi?) Tom: Anna sang beautifully. (e-na seng biu-tı-fı-li.) (Anna çok güzel şarkı söyledi.) |
Sit 📢 sit Oturmak Örnek Diyalog: Anna: Can I sit here? (ken ay sit hiir?) (Buraya oturabilir miyim?) Mike: Yes, you can sit next to me. (yes, yu ken sit nekst tu mii.) (Evet, yanıma oturabilirsin.) |
Sat (Sit fiilinin geçmiş hâli) 📢 set Oturdu Örnek Diyalog: Emma: Where did you sit yesterday? (weer did yu sit yes-tır-dey?) (Dün nereye oturdun?) Tom: I sat near the window. (ay set niır dı vin-do.) (Pencerenin yanında oturdum.) |
Draw 📢 draa Çizmek Örnek Diyalog: Anna: Can you draw a picture? (ken yu draa e pik-çır?) (Bir resim çizebilir misin?) Mike: Yes, I can draw very well. (yes, ay ken draa ve-ri vel.) (Evet, çok iyi çizebilirim.) |
Drew (Draw fiilinin geçmiş hâli) 📢 dru Çizdi Örnek Diyalog: Emma: Who drew this picture? (hu dru dis pik-çır?) (Bu resmi kim çizdi?) Tom: I drew it yesterday. (ay dru it yes-tır-dey.) (Dün ben çizdim.) |
Teach 📢 tiiç Öğretmek Örnek Diyalog: Anna: Can you teach me English? (ken yu tiiç mii ing-liş?) (Bana İngilizce öğretebilir misin?) Mike: Sure, I can teach you. (şuur, ay ken tiiç yu.) (Tabii, sana öğretebilirim.) |
Taught (Teach fiilinin geçmiş hâli) 📢 toot Öğretti Örnek Diyalog: Tom: Who taught you English? (hu toot yu ing-liş?) (Sana İngilizceyi kim öğretti?) Emma: My teacher taught me. (may tii-çır toot mii.) (Öğretmenim öğretti.) |
Think 📢 tink Düşünmek, sanmak Örnek Diyalog: Anna: What do you think about the movie? (wat du yu tink e-baut dı muu-vi?) (Film hakkında ne düşünüyorsun?) Mike: I think it’s great. (ay tink its greyt.) (Bence harika.) |
Thought (Think fiilinin geçmiş hâli) 📢 toot Düşündü, sandı Örnek Diyalog: Emma: I thought you were at home yesterday. (ay toot yu vör et hom yes-tır-dey.) (Dün evde olduğunu sanıyordum.) Tom: No, I was outside. (noo, ay vaz aut-sayd.) (Hayır, dışarıdaydım.) |
Throw 📢 tı-rov Atmak, fırlatmak Örnek Diyalog: Anna: Can you throw me the ball? (ken yu tı-rov mii dı bol?) (Bana topu atabilir misin?) Mike: Sure, I’ll throw it to you. (şuur, ayl tı-rov it tu yu.) (Tabii, sana atıyorum.) |
Threw (Throw fiilinin geçmiş hâli) 📢 tı-ruu Attı, fırlattı Örnek Diyalog: Emma: Who threw the ball? (hu tı-ruu dı bol?) (Topu kim attı?) Tom: I threw it. (ay tı-ruu it.) (Ben attım.) |
Wake up 📢 veyk ap Uyanmak Örnek Diyalog: Anna: What time do you usually wake up? (wat taym du yu yuu-cı-li veyk ap?) (Genellikle saat kaçta uyanırsın?) Mike: I usually wake up at seven. (ay yuu-cı-li veyk ap et se-vın.) (Genellikle saat yedide uyanırım.) |
Wake up 📢 veyk ap Uyanmak Örnek Diyalog: Anna: What time do you usually wake up? (wat taym du yu yuu-cı-li veyk ap?) (Genellikle saat kaçta uyanırsın?) Mike: I usually wake up at seven. (ay yuu-cı-li veyk ap et se-vın.) (Genellikle saat yedide uyanırım.) |
Wear 📢 ve-ır Giymek, takmak Örnek Diyalog: Anna: What do you usually wear at work? (wat du yu yuu-cı-li ve-ır et wörk?) (İşte genellikle ne giyersin?) Mike: I usually wear a suit. (ay yuu-cı-li ve-ır e suut.) (Genellikle takım elbise giyerim.) |
Wore (Wear fiilinin geçmiş hâli) 📢 vor Giydi, taktı Örnek Diyalog: Emma: What did you wear at the party yesterday? (wat did yu ve-ır et dı paar-ti yes-tır-dey?) (Dün partide ne giydin?) Tom: I wore jeans and a shirt. (ay vor ciinz end e şört.) (Kot pantolon ve gömlek giydim.) |
Write 📢 rayt Yazmak Örnek Diyalog: Anna: Can you write your name here, please? (ken yu rayt yor neym hiır pliiz?) (Lütfen buraya ismini yazar mısın?) Mike: Sure, I’ll write it now. (şuur, ayl rayt it nau.) (Tabii, şimdi yazıyorum.) |
Wrote (Write fiilinin geçmiş hâli) 📢 rot Yazdı Örnek Diyalog: Emma: Who wrote this message? (hu rot dis me-sıc?) (Bu mesajı kim yazdı?) Tom: I wrote it. (ay rot it.) (Ben yazdım.) |
Become 📢 bi-kam Olmak (dönüşmek, hâline gelmek) Örnek Diyalog: Anna: Do you want to become a teacher? (du yu vant tu bi-kam e tii-çır?) (Öğretmen olmak istiyor musun?) Mike: Yes, I want to become a teacher. (yes, ay vant tu bi-kam e tii-çır.) (Evet, öğretmen olmak istiyorum.) |
Became (Become fiilinin geçmiş hâli) 📢 bi-keym Oldu (dönüştü, hâline geldi) Örnek Diyalog: Lucy: When did you become a student here? (ven did yu bi-kam e sı-tu-dınt hiir?) (Burada ne zaman öğrenci oldun?) Tom: I became a student last year. (ay bi-keym e sı-tu-dınt lest yiır.) (Geçen yıl öğrenci oldum.) |
Blow 📢 blov Üflemek, esmek Örnek Diyalog: Anna: Can you blow the candles? (ken yu blov dı ken-dıls?) (Mumları üfleyebilir misin?) Tom: Sure, I’ll blow them now. (şuur, ayl blov dem nau.) (Tabii, hemen üflüyorum.) |
Blew (Blow fiilinin geçmiş hâli) 📢 bluu Üfledi, esti Örnek Diyalog: Mike: What happened to the balloons? (wat he-pınd tu dı ba-luuns?) (Balonlara ne oldu?) Emma: The wind blew them away. (dı wind bluu dem e-vey.) (Rüzgar onları uçurdu.) |
Cost 📢 kast Mâl olmak, fiyatında olmak Örnek Diyalog (Geniş zaman): Anna: How much does this phone cost? (hau maç daz dis foon kast?) (Bu telefonun fiyatı ne kadar?) Mike: It costs 300 dollars. (it kasts tı-ri han-drıd da-lırs.) (300 dolar tutuyor.) |
Cost (Geçmiş zaman hâli de aynıdır.) 📢 kast Mâl oldu, tuttu Örnek Diyalog (Geçmiş zaman): Emma: How much did your shoes cost? (hau maç did yor şuuz kast?) (Ayakkabıların ne kadara mâl oldu?) Tom: They cost 50 dollars. (dey kast fif-ti da-lırs.) (50 dolar tuttu.) |
Feel 📢 fi-ıl Hissetmek Örnek Diyalog: Anna: How do you feel today? (hau du yu fi-ıl tı-dey?) (Bugün nasıl hissediyorsun?) Tom: I feel great, thanks! (ay fi-ıl greyt, thenks!) (Harika hissediyorum, teşekkürler!) |
Felt (Feel fiilinin geçmiş hâli) 📢 felt Hissetti Örnek Diyalog: Mike: How did you feel yesterday? (hau did yu fi-ıl yes-tır-dey?) (Dün nasıl hissettin?) Emma: I felt tired. (ay felt ta-yırd.) (Yorgun hissettim.) |
Fight 📢 fayt Kavga etmek, dövüşmek Örnek Diyalog: Emma: Do you fight with your brother? (du yu fayt vit yor bra-dır?) (Kardeşinle kavga eder misin?) Tom: No, we never fight. (noo, wii ne-vır fayt.) (Hayır, biz hiç kavga etmeyiz.) |
Fought (Fight fiilinin geçmiş hâli) 📢 foot Kavga etti Örnek Diyalog: Mike: Did you fight with Jack yesterday? (did yu fayt wit cek yes-tır-dey?) (Dün Jack ile kavga mı ettin?) Emma: Yes, we fought yesterday. (yes, wii foot yes-tır-dey.) (Evet, dün kavga ettik.) |
Lend 📢 lend Ödünç vermek Örnek Diyalog: Anna: Can you lend me your book? (ken yu lend mii yor buk?) (Bana kitabını ödünç verir misin?) Mike: Sure, I’ll lend it to you. (şuur, ayl lend it tu yu.) (Tabii, sana ödünç veririm.) |
Lent (Lend fiilinin geçmiş hâli) 📢 lent Ödünç verdi Örnek Diyalog: Emma: Who lent you this book? (hu lent yu dis buk?) (Bu kitabı sana kim ödünç verdi?) Tom: Anna lent it to me. (e-na lent mii dis buk.) (Anna bana ödünç verdi.) |
Hold 📢 hold Tutmak Örnek Diyalog: Anna: Can you hold this bag for a second? (ken yu hold dis beg?) (Şu çantayı bir tutabilir misin?) Mike: Sure, I’ll hold it. (şuur, ayl hold it.) (Tabii, tutarım.) |
Held (Hold fiilinin geçmiş hâli) 📢 held Tuttu Örnek Diyalog: Tom: Who held my phone? (hu held may foon?) (Telefonumu kim tuttu?) Emma: I held it for you. (ay held it for yu.) (Onu ben tuttum.) |
Let 📢 let İzin vermek Örnek Diyalog (Geniş Zaman): Anna: Can you let me use your phone? (ken yu let mii yuuz yor foon?) (Telefonunu kullanmama izin verir misin?) Mike: Sure, I’ll let you use it. (şuur, ayl let yu yuuz yor foon.) (Tabii, kullanmana izin veririm.) |
Let (Geçmiş Zaman) 📢 let İzin verdi Örnek Diyalog (Geçmiş Zaman): Tom: Did your parents let you go to the party? (did yor pe-rınts let yu go tu dı paar-ti?) (Ailen partiye gitmene izin verdi mi?) Emma: Yes, they let me go. (yes, dey let mii go.) (Evet, gitmeme izin verdiler.) |
Fly 📢 fı-lay Uçmak Örnek Diyalog: Anna: Can birds fly? (ken bördz fı-lay?) (Kuşlar uçabilir mi?) Tom: Yes, they can fly. (yes, dey ken fı-lay.) (Evet, uçabilirler.) |
Flew (Fly fiilinin geçmiş hâli) 📢 flu Uçtu Örnek Diyalog: Mike: Did you fly to Paris? (did yu fı-lay tu pe-ris?) (Paris’e uçakla mı gittin?) Emma: Yes, I flew there last week. (yes, ay flu deer lest wiik.) (Evet, oraya geçen hafta uçtum.) |
Smell 📢 sı-mel Koklamak, kokmak Örnek Diyalog: Anna: Do these flowers smell nice? (du diiz fılau-ırs sı-mel nays?) (Bu çiçekler güzel kokuyor mu?) Mike: Yes, they smell great. (yes, dey sı-mel greyt.) (Evet, harika kokuyorlar.) |
Smelt (Smell fiilinin geçmiş hâli) 📢 sı-melt Kokladı, koktu Örnek Diyalog: Tom: Did you smell the cake? (did yu sı-mel dı keyk?) (Kekin kokusunu aldın mı?) Emma: Yes, I smelt it. It was delicious. (yes, ay sı-melt it. it vaz di-li-şıs.) (Evet, kokusunu aldım. Çok lezzetliydi.) Not: Amerikan İngilizcesinde genelde smelled kullanılır, ancak smelt de yaygın ve kabul edilir. |
Hide 📢 hayd Saklamak, saklanmak Örnek Diyalog: Emma: Where do you usually hide your money? (weer du yu yuu-jı-li hayd yor ma-ni?) (Paranı genellikle nereye saklarsın?) Mike: I hide it in my desk. (ay hayd it in may desk.) (Onu masama saklarım.) |
Hid (Hide fiilinin geçmiş hâli) 📢 hid Sakladı, saklandı Örnek Diyalog: Anna: Where did you hide yesterday? (weer did yu hayd yes-tır-dey?) (Dün nereye saklandın?) Tom: I hid behind the door. (ay hid bi-haynd dı door.) (Kapının arkasına saklandım.) |
Freeze 📢 friiz Donmak, dondurmak Örnek Diyalog: Anna: Does water freeze quickly? (daz va-tır friiz kuik-li?) (Su çabuk donar mı?) Mike: Yes, it will freeze in a few hours. (yes, it wil friiz in e fyuu au-ırs.) (Evet, birkaç saate donar.) |
Froze (Freeze fiilinin geçmiş hâli) 📢 frooz Dondu, dondurdu Örnek Diyalog: Emma: Did the lake freeze last winter? (did dı leyk friiz lest win-tır?) (Göl geçen kış dondu mu?) Tom: Yes, it froze completely. (yes, it frooz kımp-liit-li.) (Evet, tamamen dondu.) |
Keep 📢 kiip Tutmak, saklamak, muhafaza etmek Örnek Diyalog: Anna: Where do you keep your money? (weer du yu kiip yor ma-ni?) (Paranı nerede saklıyorsun?) Mike: I keep it in my wallet. (ay kiip it in may va-lıt.) (Cüzdanımda tutuyorum.) |
Kept (Keep fiilinin geçmiş hâli) 📢 kept Tuttu, sakladı, muhafaza etti Örnek Diyalog: Emma: Where did you keep the keys? (weer did yu kiip dı kiiz?) (Anahtarları nerede sakladın?) Tom: I kept them in my bag. (ay kept dem in may beg.) (Onları çantama koydum.) |
Mean 📢 miin Anlamına gelmek, kastetmek Örnek Diyalog: Anna: What does this word mean? (wat daz dis wörd miin?) (Bu kelime ne anlama geliyor?) Mike: It means “friend.” (it miinz frend.) (Arkadaş anlamına geliyor.) |
Meant (Mean fiilinin geçmiş hâli) 📢 ment Anlamına geldi, kastetti Örnek Diyalog: Emma: What did you mean by that sentence? (wat did yu miin bay det sen-tıns?) (O cümleyle neyi kastettin?) Tom: I meant that I was tired. (ay ment det ay vaz ta-yırd.) (Yorgun olduğumu kastettim.) |
Lie 📢 lay Uzanmak, yatmak Örnek Diyalog: Anna: I’m tired. I want to lie down. (aym ta-yırd. ay vant tu lay daun.) (Yorgunum. Uzanmak istiyorum.) Mike: You can lie on the sofa. (yu ken lay daun on dı sofaa.) (Koltukta uzanabilirsin.) |
Lay (Lie fiilinin geçmiş hâli) 📢 ley Uzandı, yattı Örnek Diyalog: Emma: Where did you lie down yesterday? (weer did yu lay daun yes-tır-dey?) (Dün nereye uzandın?) Tom: I lay on the sofa. (ay ley daun an dı sou-fa.) (Dün kanepede uzandım.) |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder