16 Mart 2025

English / Turkish Irregular Verbs

Go
📢 go

Gitmek

Örnek Diyalog:
Jack: Let’s go to the cinema tonight.
(lets go tu dı si-ne-ma tı-nayt.)
(Bu gece sinemaya gidelim.)

Emma: Sure, I’d love to go!
(şuur, ayd lav tu go!)
(Tabii, gitmeyi çok isterim!)



Go
📢 go

Gitmek

Örnek Diyalog:
Jack: Let’s go to the cinema tonight.
(lets go tu dı si-ne-ma tı-nayt.)
(Bu gece sinemaya gidelim.)

Emma: Sure, I’d love to go!
(şuur, ayd lav tu go!)
(Tabii, gitmeyi çok isterim!)
Went (Go kelimesinin geçmiş hâli)
📢 went

Gitti

Örnek Diyalog:
Sam: Did you go to school yesterday?
(did yu go tu dı si-kul yes-tır-dey?)
(Dün okula gittin mi?)

Mike: Yes, I went yesterday.
(yes, ay went yes-tır-dey.)
(Evet, dün gittim.)
Do
📢 du

Yapmak, etmek (geniş zaman, şimdiki zaman soruları ve olumsuzlarda kullanılır)

Örnek Diyalog:
Tom: What do you do at weekends?
(wat du yu du et wiik-ends?)
(Hafta sonları ne yaparsın?)

Kate: I usually do sports.
(ay yuu-jı-li du sports.)
(Genellikle spor yaparım.)
Did
📢 did

Yaptı (do fiilinin geçmiş hâli; geçmiş zamanda soru ve olumsuzlarda kullanılır)

Örnek Diyalog:
Alex: What did you do yesterday?
(wat did yu du yes-tır-dey?)
(Dün ne yaptın?)

Mia: I didn’t do anything special.
(ay didınt du e-ni-ting spe-şıl.)
(Özel bir şey yapmadım.)
Buy
📢 bay

Satın almak

Örnek Diyalog:
Sam: Where do you usually buy your clothes?
(weer du yu bay yor kılo-tz?)
(Genellikle kıyafetlerini nereden alırsın?)

Amy: I usually buy them online.
(ay yuu-jı-li bay dem on-layn.)
(Genellikle internetten satın alırım.)
Bought (buy fiilinin geçmiş hâli)
📢 boot

Satın aldı, satın aldım

Örnek Diyalog:
Liam: Did you buy a new car?
(did yu bay e nüü kaar?)
(Yeni bir araba satın aldın mı?)

Anna: Yes, I bought it yesterday.
(yes, ay boot it yes-tır-dey.)
(Evet, dün satın aldım.)
Lose
📢 luuz

Kaybetmek

Örnek Diyalog:
Tom: Did you lose your keys?
(did yu luuz yor kiiz?)
(Anahtarlarını mı kaybettin?)

Anna: Yes, I always lose them.
(yes, ay ol-veyz luuz dem.)
(Evet, onları hep kaybederim.)
Lost (Lose fiilinin geçmiş hâli)
📢 last

Kaybetti, kaybettim

Örnek Diyalog:
Mike: What’s wrong?
(wats rong?)
(Sorun nedir?)

Emily: I lost my phone.
(ay last may foon.)
(Telefonumu kaybettim.)
Give
📢 giv

Vermek

Örnek Diyalog:
Emma: Can you give me your pencil?
(ken yu giv mii yor pen-sıl?)
(Kalemini bana verir misin?)

Lucas: Sure, I’ll give it to you.
(şuur, ayl giv it tu yu.)
(Tabii, sana veririm.)
Gave (Give fiilinin geçmiş hâli)
📢 geyv

Verdi

Örnek Diyalog:
Mike: Who gave you this book?
(hu geyv yu dis buk?)
(Bu kitabı sana kim verdi?)

Sophia: My teacher gave it to me.
(may tii-çır geyv it tu mii.)
(Öğretmenim verdi.)
Make
📢 meyk

Yapmak

Örnek Diyalog:
Emily: Can you make a cake?
(ken yu meyk e keyk?)
(Pasta yapabilir misin?)

Anna: Yes, I can make a chocolate cake.
(yes, ay ken meyk e çaak-lıt keyk.)
(Evet, çikolatalı kek yapabilirim.)
Made (make fiilinin geçmiş hâli)
📢 meyd

Yaptı, yapılmış

Örnek Diyalog:
Tom: Who made this sandwich?
(hu meyd dis send-wiç?)
(Bu sandviçi kim yaptı?)

Sara: I made it for you.
(ay meyd dis send-wiç for yu.)
(Ben yaptım.)
Have
📢 hev

Sahip olmak, var (olmak)

Örnek Diyalog:
Sarah: Do you have a pen?
(du yu hev e pen?)
(Kalemin var mı?)

John: Yes, I have one. Here you go.
(yes, ay hev van. hiır yu go.)
(Evet, var. İşte buyur.)
Had (have fiilinin geçmiş hâli)
📢 hed

Vardı, sahipti

Örnek Diyalog:
Mia: Did you have breakfast this morning?
(did yu hev brek-fıst tı-dey?)
(Bu sabah kahvaltı yaptın mı?)

Ben: Yes, I had breakfast at home.
(yes, ay hed brek-fıst et hom.)
(Evet, evde kahvaltı yaptım.)
Forget
📢 fır-get

Unutmak

Örnek Diyalog:
Emma: Don’t forget your keys!
(dont fır-get yor kiiz!)
(Anahtarlarını unutma!)

Ben: Thanks, I won’t forget.
(thenks, ay vont fır-get.)
(Teşekkürler, unutmam.)
Forgot (forget fiilinin geçmiş hâli)
📢 fır-gat

Unuttu

Örnek Diyalog:
Lucy: Did you bring your notebook?
(did yu bring yor noot-buk?)
(Defterini getirdin mi?)

Mark: Sorry, I forgot it at home.
(sa-ri, ay fır-gat it et hom.)
(Üzgünüm, onu evde unuttum.)
See
📢 sii

Görmek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you see the bird on the tree?
(ken yu sii dı börd an dı trii?)
(Ağaçtaki kuşu görebiliyor musun?)

Mike: Yes, I see it.
(yes, ay sii it.)
(Evet, görüyorum.)
Saw (see fiilinin geçmiş hâli)
📢 saa

Gördü

Örnek Diyalog:
Lucy: I saw your brother yesterday.
(ay saa yor bra-dır yes-tır-dey.)
(Dün kardeşini gördüm.)

Tom: Really? Where did you see him?
(ri-ı-li? weer did yu sii him?)
(Gerçekten mi? Onu nerede gördün?)
Drink
📢 drink

İçmek

Örnek Diyalog:
Tom: Do you want to drink coffee?
(du yu vant tu drink kaa-fi?)
(Kahve içmek ister misin?)

Amy: No thanks, I don’t drink coffee.
(noo thenks, ay doont drink kaa-fi.)
(Hayır teşekkürler, kahve içmem.)
Drank (drink fiilinin geçmiş hâli)
📢 drenk

İçti

Örnek Diyalog:
Mike: Did you drink my juice?
(did yu drink may cuus?)
(Meyve suyumu sen mi içtin?)

Kate: Yes, sorry. I drank it.
(yes, ay drenk it.)
(Evet, üzgünüm, ben içtim.)
Eat
📢 iit

Yemek (fiil olarak)

Örnek Diyalog:
Jack: What do you usually eat for breakfast?
(wat du yu yuu-cı-li iit for brek-fıst?)
(Kahvaltıda genellikle ne yersin?)

Anna: I usually eat eggs and toast.
(ay yuu-cı-li iit egz end tost.)
(Genelde yumurta ve tost yerim.)
Ate (eat fiilinin geçmiş hâli)
📢 eyt

Yedi

Örnek Diyalog:
Tom: Did you eat dinner already?
(did yu iit di-nır ol-re-di?)
(Akşam yemeğini çoktan yedin mi?)

Lily: Yes, I ate pasta.
(yes, ay eyt pes-ta.)
(Evet, makarna yedim.)
Be
📢 bii

Olmak (geniş zaman, mastar hali)

Örnek Diyalog:
Amy: I want to be a doctor.
(ay vant tu bii e dak-tır.)
(Doktor olmak istiyorum.)

Mike: You can be a great doctor!
(yu ken bii e greyt dak-tır.)
(Harika bir doktor olabilirsin!)
Was (be fiilinin geçmiş hâli; tekil öznelerle)
📢 vaz
Oldu, -dı, -di (tekil özneler için: I, he, she, it)

Örnek Diyalog:
Jack: Where was Emily yesterday?
(weer vaz e-mı-li yes-tır-dey?)
(Emily dün neredeydi?)

Lucy: She was at the library.
(şi vaz et dı layb-re-ri.)
(Kütüphanedeydi.)

Were (be fiilinin geçmiş hâli; çoğul öznelerle)
📢 vör
Oldu, -dılar, -diniz, -dik (çoğul özneler için: you, we, they)

Örnek Diyalog:
Tom: Where were you yesterday?
(weer vör yu yes-tır-dey?)
(Dün neredeydin?)

Anna: We were at the park.
(wii vör et dı paark.)
(Parktaydık.)
Run (Geniş zaman)
📢 ran

Koşmak

Örnek Diyalog:
Sam: How often do you run?
(hau of-ın du yu ran?)
(Ne sıklıkla koşarsın?)

Lucy: I run every day.
(ay ran ev-ri dey.)
(Her gün koşarım.)
Ran (Geçmiş zaman)
📢 ren

Koştu

Örnek Diyalog:
Amy: Did you run yesterday?
(did yu ran yes-tır-dey?)
(Dün koştun mu?)

Tom: Yes, I ran very fast.
(yes, ay ren veri fest.)
(Evet, çok hızlı koştum.)
Swim
📢 swim

Yüzmek

Örnek Diyalog:
Mia: Do you swim in the sea or in the pool?
(du yu swim in dı sii or in dı puul?)
(Denizde mi yoksa havuzda mı yüzersin?)

Leo: I usually swim in the pool.
(ay yuu-cı-li swim in dı puul.)
(Genellikle havuzda yüzerim.)
Swam (Swim fiilinin geçmiş hâli)
📢 swem

Yüzdü

Örnek Diyalog:
Jack: Where did you swim yesterday?
(weer did yu swim yes-tır-dey?)
(Dün nerede yüzdün?)

Ben: I swam at the seaside.
(ay swem et dı sii-sayd.)
(Deniz kenarında yüzdüm.)
Take
📢 teyk

Almak

Örnek Diyalog:
Liam: Can I take your pen?
(ken ay teyk yor pen?)
(Kalemini alabilir miyim?)

Emma: Sure, you can take it.
(şuur, yu ken teyk it.)
(Tabii, alabilirsin.)
Took (take fiilinin geçmiş hâli)
📢 tuuk

Aldı

Örnek Diyalog:
Mike: Did you take my book?
(did yu teyk may buk?)
(Kitabımı aldın mı?)

Anna: Yes, I took it yesterday.
(yes, ay tuuk it yes-tır-dey.)
(Evet, dün aldım.)
Put (Geniş zaman)
📢 put

Koymak

Örnek Diyalog:
Tom: Where can I put my bag?
(weer ken ay put may beg?)
(Çantamı nereye koyabilirim?)

Lucy: You can put it on the table.
(yu ken put it an dı tey-bıl.)
(Onu masanın üstüne koyabilirsin.)
Put (Geçmiş zaman) (Aynı şekilde yazılır ve telaffuz edilir.)
📢 put

Koydu

Örnek Diyalog:
Ben: Where did you put my keys?
(weer did yu put may kiiz?)
(Anahtarlarımı nereye koydun?)

Amy: I put them on the table.
(ay put dem on dı tey-bıl.)
(Onları masanın üstüne koydum.)

🎯 
Ek Açıklama:
“Put” kelimesi düzensiz bir fiildir ve geçmiş zamanda yazılışı ve telaffuzu değişmez. Geniş zamanda da, geçmiş zamanda da telaffuzu hep kısa ve net şekilde “put” (put) olarak aynıdır.
Come (Geniş zaman)
📢 kam

Gelmek

Örnek Diyalog:
Emily: Can you come to my party tonight?
(ken yu kam tu may paar-ti tı-nayt?)
(Bu gece partime gelebilir misin?)

Tom: Sure, I’ll come.
(şuur, ayl kam.)
(Tabii, gelirim.)
Came (Come fiilinin geçmiş hâli)
📢 keym

Geldi

Örnek Diyalog:
Anna: Did Alex come to your house yesterday?
(did yu kam tu yor haus yes-tır-dey?)
(Alex dün sana geldi mi?)

Leo: Yes, he came at five o’clock.
(yes, hii keym et fayv.)
(Evet, saat beşte geldi.)
Say
📢 sey

Söylemek, demek

Örnek Diyalog:
Lucy: What did you say?
(wat did yu sey?)
(Ne dedin?)

Tom: I didn’t say anything.
(ay didınt sey e-ni-ting.)
(Hiçbir şey söylemedim.)
Said (say fiilinin geçmiş hâli)
📢 sed

Söyledi, dedi

Örnek Diyalog:
Alex: What did Anna say yesterday?
(wat did e-nı sey yes-tır-dey?)
(Anna dün ne dedi?)

Mike: She said she is happy.
(şi sed şi iz he-pi.)
(Mutlu olduğunu söyledi.)
Read (Geniş zaman)
📢 riid

Okumak

Örnek Diyalog:
Emma: Do you read books every day?
(du yu riid ev-ri dey?)
(Her gün kitap okur musun?)

Mike: Yes, I usually read at night.
(yes, ay yuu-cı-li riid et nayt.)
(Evet, genellikle gece okurum.)
Read (Geçmiş zaman) (yazılışı aynı, telaffuzu farklıdır)
📢 red

Okudu

Örnek Diyalog:
Lily: Did you read this book?
(did yu riid dis buk?)
(Bu kitabı okudun mu?)

Tom: Yes, I read it last week.
(yes, ay red it lest wiik.)
(Evet, geçen hafta okudum.)
Cut (Geniş zaman)
📢 kat

Kesmek

Örnek Diyalog:
Amy: Can you cut this apple?
(ken yu kat dis e-pıl?)
(Bu elmayı kesebilir misin?)

Tom: Yes, I’ll cut it for you.
(yes, ayl kat it for yu.)
(Evet, senin için keserim.)
Cut (Geçmiş zaman; aynı yazılır, aynı okunur)
📢 kat

Kesti

Örnek Diyalog:
Sam: Who cut the cake?
(hu kat dis keyk?)
(Pastayı kim kesti?)

Lucy: I cut it yesterday.
(ay kat it yes-tır-dey.)
(Dün ben kestim.)
Break
📢 breyk

Kırmak

Örnek Diyalog:
Mike: Please don’t break my glasses.
(pliiz dont breyk may san-gı-les-iz.)
(Lütfen gözlüklerimi kırma.)

Anna: Don’t worry, I won’t break them!
(dont vori, ay vont breyk dem.)
(Merak etme, onları kırmam.)
Broke (Break fiilinin geçmiş hâli)
📢 brok

Kırdı, kırıldı

Örnek Diyalog:
Emma: Who broke the window?
(hu brok dı win-do?)
(Camı kim kırdı?)

Jack: Sorry, I broke it.
(sa-ri, ay brok it.)
(Üzgünüm, ben kırdım.)
Sleep
📢 s-liip

Uyumak

Örnek Diyalog:
Tom: Do you sleep early?
(du yu sliip ev-ri nayt?)
(Her gece erken uyur musun?)

Anna: Yes, I sleep at ten o’clock.
(yes, ay sliip et ten ı-klak.)
(Evet, saat onda uyurum.)
Slept (Sleep fiilinin geçmiş hâli)
📢 s-lept

Uyudu

Örnek Diyalog:
Mark: Did you sleep well last night?
(did yu sliip wel lest nayt?)
(Dün gece iyi uyudun mu?)

Lucy: Yes, I slept very well.
(yes, ay s-lept veri vel.)
(Evet, çok iyi uyudum.)
Win
📢 win

Kazanmak

Örnek Diyalog:
Tom: Did you win the match?
(did yu win dı maç?)
(Maçı kazandınız mı?)

Anna: Yes, we always win!
(yes, wii ol-veyz win!)
(Evet, biz hep kazanırız!)
Won (Win fiilinin geçmiş hâli)
📢 wan

Kazandı, kazandım

Örnek Diyalog:
Jack: Who won the game?
(hu wan dı geym?)
(Maçı kim kazandı?)

Mia: Our team won!
(aur tiim wan.)
(Bizim takım kazandı.)
Understand (geniş zaman)
📢 an-dır-stend

Anlamak

Örnek Diyalog:
Tom: Do you understand me?
(du yu an-dır-stend mii?)
(Beni anlıyor musun?)

Lucy: Yes, I understand you very well.
(yes, ay an-dır-stend yu veri vel.)
(Evet, seni çok iyi anlıyorum.)
Understood (Understand fiilinin geçmiş hâli)
📢 an-dır-stuud

Anladı, anladım

Örnek Diyalog:
Mike: Did you understand the question?
(did yu an-dır-stend dı kwes-çın?)
(Soruyu anladın mı?)

Emma: Yes, I understood clearly.
(yes, ay an-dır-stuud it.)
(Evet, anladım.)
Forgive
📢 for-giv

Affetmek

Örnek Diyalog:
Amy: Please forgive me.
(pliiz for-giv mii.)
(Lütfen beni affet.)

Tom: Okay, I forgive you.
(o-key, ay for-giv yu.)
(Tamam, seni affediyorum.)
Forgave (Forgive fiilinin geçmiş hâli)
📢 for-geyv

Affetti

Örnek Diyalog:
Lucy: Did your friend forgive you?
(did yor frend for-giv yu?)
(Arkadaşın seni affetti mi?)

Ben: Yes, she forgave me yesterday.
(yes, şi for-geyv mii yes-tır-dey.)
(Evet, dün beni affetti.)
find (geniş zaman hâli)
📢 faynd

Bulmak

Örnek Diyalog:
Anna: Did you find your keys?
(did yu faynd yor kiiz?)
(Anahtarlarını buldun mu?)

Mike: Yes, I always find them easily.
(yes, ay ol-veyz faynd dem ii-zı-li.)
(Evet, onları hep kolayca bulurum.)
Found (Find fiilinin geçmiş hâli)
📢 faund

Buldu, buldum

Örnek Diyalog:
Sarah: Did you find your phone?
(did yu faynd yor foon?)
(Telefonunu buldun mu?)

Jack: Yes, I found it under the bed.
(yes, ay faund it an-dır dı bed.)
(Evet, onu yatağın altında buldum.)
Bring
📢 bring
Getirmek

Örnek Diyalog:
Mike: Can you bring me some coffee?
(ken yu bring mii sam kaa-fi?)
(Bana biraz kahve getirebilir misin?)

Emma: Sure, I’ll bring it now.
(şuur, ayl bring it nau.)
(Tabii, şimdi getiririm.)
Brought (Bring fiilinin geçmiş hâli)
📢 broot

Getirdi

Örnek Diyalog:
Sarah: Did you bring your umbrella?
(did yu bring yor am-bre-lı?)
(Şemsiyeni getirdin mi?)

Tom: Yes, I brought it with me.
(yes, ay broot it wit mii.)
(Evet, onu yanımda getirdim.)
Speak (Geniş zaman)
📢 spiik

Konuşmak

Örnek Diyalog:
Anna: Do you speak English?
(du yu spiik ing-liş?)
(İngilizce konuşuyor musun?)

Ben: Yes, I speak a little English.
(yes, ay spiik e li-dıl ing-liş.)
(Evet, biraz İngilizce konuşuyorum.)
Spoke (Speak fiilinin geçmiş hâli)
📢 spook

Konuştu

Örnek Diyalog:
Mike: Did you speak to the teacher?
(did yu spiik tu dı tii-çır?)
(Öğretmenle konuştun mu?)

Emily: Yes, I spoke to her yesterday.
(yes, ay spook tu hör yes-tır-dey.)
(Evet, dün onunla konuştum.)
Sell
📢 sel

Satmak

Örnek Diyalog:
Mike: Do you sell your old clothes?
(du yu sel yor old kılo-tz?)
(Eski kıyafetlerini satar mısın?)

Anna: No, I never sell them.
(noo, ay ne-vır sel dem.)
(Hayır, onları asla satmam.)
Sold (Sell fiilinin geçmiş hâli)
📢 sold

Sattı

Örnek Diyalog:
Lucy: Did you sell your bike?
(did yu sel yor bay-si-kıl?)
(Bisikletini sattın mı?)

Tom: Yes, I sold it last week.
(yes, ay sold it lest wiik.)
(Evet, geçen hafta sattım.)
Spend
📢 spend

Harcamak (para/zaman geçirmek anlamında)

Örnek Diyalog:
Emma: How do you usually spend your weekends?
(hau du yu yuu-cı-li spend yor wiik-ends?)
(Hafta sonlarını genellikle nasıl geçirirsin?)

Mike: I usually spend my weekends at home.
(ay yuu-cı-li spend may wiik-ends et hom.)
(Genellikle hafta sonlarımı evde geçiririm.)
Spent (Spend fiilinin geçmiş hâli)
📢 spent

Harcamak (harcadı), geçirmek (geçirdi)

Örnek Diyalog:
Jack: Did you spend much money yesterday?
(did yu spend maç ma-ni yes-tır-dey?)
(Dün çok para harcadın mı?)

Anna: Yes, I spent too much money!
(yes, ay spent tuu maç ma-ni!)
(Evet, çok fazla para harcadım!)
Meet
📢 miit

Buluşmak, tanışmak

Örnek Diyalog:
Amy: Where do you usually meet your friends?
(weer du yu yuu-cı-li miit yor frends?)
(Arkadaşlarınla genelde nerede buluşursun?)

Tom: We meet at the café near my house.
(wii miit et dı ke-fey niır may haus.)
(Evimin yakınındaki kafede buluşuruz.)
Met (Meet fiilinin geçmiş hâli)
📢 met

Buluştu, tanıştı

Örnek Diyalog:
Lucy: Did you meet Jack yesterday?
(did yu miit cek yes-tır-dey?)
(Dün Jack’le buluştun mu?)

Ben: Yes, I met him after school.
(yes, ay met him ef-tır sıkul.)
(Evet, okuldan sonra onunla buluştum.)
Know
📢 noo

Bilmek, tanımak

Örnek Diyalog:
Anna: Do you know this song?
(du yu noo dis song?)
(Bu şarkıyı biliyor musun?)

Mike: Yes, I know it very well.
(yes, ay noo it ve-ri vel.)
(Evet, onu çok iyi biliyorum.)
Knew (Know fiilinin geçmiş hâli)
📢 nüu

Bildi, tanıdı

Örnek Diyalog:
Lucy: Did you know that man?
(did yu noo det men?)
(O adamı tanıyor muydun?)

Tom: Yes, I knew him from school.
(yes, ay nüu him from sıkul.)
(Evet, onu okuldan tanıyordum.)
Pay
📢 pey

Ödemek

Örnek Diyalog:
Anna: Can I pay by card?
(ken ay pey bay kaard?)
(Kartla ödeyebilir miyim?)

Tom: Sure, you can pay by card or cash.
(şuur, yu ken pey bay kaard or keş.)
(Tabii, kart veya nakit ödeyebilirsin.)
Paid (Pay fiilinin geçmiş hâli)
📢 peyd

Ödedi

Örnek Diyalog:
Lucy: Who paid for dinner?
(hu peyd for di-nır?)
(Akşam yemeğini kim ödedi?)

Ben: I paid for it.
(ay peyd for it.)
(Ben ödedim.)
Sit
📢 sit

Oturmak

Örnek Diyalog:
Mike: Can I sit here?
(ken ay sit hiır?)
(Buraya oturabilir miyim?)

Anna: Sure, you can sit next to me.
(şuur, yu ken sit nekst tu mii.)
(Tabii, yanıma oturabilirsin.)
Sat (Sit fiilinin geçmiş hâli)
📢 set

Oturdu

Örnek Diyalog:
Lucy: Where did you sit in the cinema?
(weer did yu sit in dı si-nı-ma?)
(Sinemada nereye oturdun?)

Tom: I sat near the front.
(ay set niır dı frant.)
(Öne yakın oturdum.)
Tell
📢 tel

Anlatmak, söylemek

Örnek Diyalog:
Mike: Can you tell me a story?
(ken yu tel mii e sto-ri?)
(Bana bir hikâye anlatabilir misin?)

Anna: Sure, I’ll tell you a funny story.
(şuur, ayl tel yu e fa-ni sto-ri.)
(Tabii, sana komik bir hikâye anlatayım.)
Told (Tell fiilinin geçmiş hâli)
📢 told

Anlattı, söyledi

Örnek Diyalog:
Lucy: Who told you about the party?
(hu told yu a-baut dı paar-ti?)
(Sana partiden kim bahsetti?)

Tom: Ben told me yesterday.
(ben told mii yes-tır-dey.)
(Bana dün Ben söyledi.)
Begin
📢 bi-gin

Başlamak

Örnek Diyalog:
Amy: When does the movie begin?
(ven daz dı muu-vi bi-gin?)
(Film ne zaman başlıyor?)

Tom: It will begin at eight o’clock.
(it wıl bi-gin et eyt ı-klak.)
(Saat sekizde başlayacak.)
Began (Begin fiilinin geçmiş hâli)
📢 bi-gen

Başladı

Örnek Diyalog:
Jack: What time did the lesson begin yesterday?
(wat taym did dı les-ın bi-gin yes-tır-dey?)
(Dün ders saat kaçta başladı?)

Lucy: It began at nine.
(it bi-gen et nayn.)
(Dokuzda başladı.)
Learn
📢 lörn

Öğrenmek

Örnek Diyalog:
Anna: Do you want to learn English?
(du yu vant tu lörn ing-liş?)
(İngilizce öğrenmek istiyor musun?)

Tom: Yes, I want to learn it very much.
(yes, ay vant tu lörn it veri maç.)
(Evet, İngilizce öğrenmeyi çok istiyorum.)
Learned / Learnt (Learn fiilinin geçmiş hâli – Amerikan İngilizcesinde genellikle “learned” tercih edilir.)
📢 lörnd

Öğrendi

Örnek Diyalog:
Kate: How did you learn Spanish?
(hau did yu lörn spe-niş?)
(İspanyolcayı nasıl öğrendin?)

Mike: I learned it at school.
(ay lörnd it et sıkul.)
(Okulda öğrendim.)

Not: Amerikan İngilizcesinde geçmiş zaman hâli olarak çoğunlukla “learned” kullanılır ve “lörnd” şeklinde okunur. “Learnt” ise daha çok İngiliz İngilizcesinde kullanılır.
Fall
📢 fol

Düşmek

Örnek Diyalog:
Anna: Be careful! Don’t fall!
(bi ker-fıl, dont fol.)
(Dikkat et, düşme!)

Mike: Don’t worry, I won’t fall.
(dont vo-ri, ay vont fol.)
(Merak etme, düşmem.)
Fell (Fall fiilinin geçmiş hâli)
📢 fel

Düştü

Örnek Diyalog:
Emma: Did you fall yesterday?
(did yu fol yes-tır-dey?)
(Dün düştün mü?)

Tom: Yes, I fell off my bike.
(yes, ay fel of may bay-si-kıl.)
(Evet, bisikletten düştüm.)
Get
📢 get

Almak, edinmek, elde etmek

Örnek Diyalog:
Mike: Can you get some bread from the store?
(ken yu get sam bred from dı stor?)
(Mağazadan biraz ekmek alabilir misin?)

Anna: Sure, I’ll get it now.
(şuur, ayl get it nau.)
(Tabii, şimdi alırım.)
Got (Get fiilinin geçmiş hâli)
📢 gat

Aldı

Örnek Diyalog:
Sam: Did you get my message yesterday?
(did yu get may mesıc yes-tır-dey?)
(Dün mesajımı aldın mı?)

Lucy: Yes, I got your message.
(yes, ay gat yor mesıc.)
(Evet, mesajını aldım.)
Grow
📢 gro

Büyümek, yetiştirmek

Örnek Diyalog:
Anna: Do you grow tomatoes in your garden?
(du yu gro tı-mey-toz in yor gar-dın?)
(Bahçende domates yetiştiriyor musun?)

Tom: Yes, we grow tomatoes every year.
(yes, wii gro tı-mey-toz ev-ri yiır.)
(Evet, her yıl domates yetiştiriyoruz.)
Grew (Grow fiilinin geçmiş hâli)
📢 gruu

Büyüdü, yetiştirdi

Örnek Diyalog:
Emma: Did you grow flowers last summer?
(did yu gro fı-lau-ırs lest sa-mır?)
(Geçen yaz çiçek yetiştirdin mi?)

Mike: Yes, I grew roses.
(yes, ay gruu ro-zız.)
(Evet, güller yetiştirdim.)
Build
📢 bild

İnşa etmek, yapmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you build a treehouse?
(ken yu bild e tırii-haus?)
(Ağaç ev yapabilir misin?)

Mike: Yes, I can build one.
(yes, ay ken bild van.)
(Evet, bir tane yapabilirim.)
Built (Build fiilinin geçmiş hâli)
📢 bilt

İnşa etti, yaptı

Örnek Diyalog:
Tom: Who built this house?
(hu bilt dis haus?)
(Bu evi kim yaptı?)

Emma: My grandfather built it.
(may grend-fa-dır bilt it.)
(Dedem yaptı.)
Catch
📢 keç

Yakalamak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you catch the ball?
(ken yu keç dı bol?)
(Topu yakalayabilir misin?)

Mike: Yes, I can catch it.
(yes, ay ken keç it.)
(Evet, yakalayabilirim.)
Caught (Catch fiilinin geçmiş hâli)
📢 kaat

Yakaladı

Örnek Diyalog:
Emma: Who caught the fish?
(hu kaat dı fiş?)
(Balığı kim yakaladı?)

Tom: I caught it!
(ay kaat it!)
(Ben yakaladım!)
Choose
📢 çuuz

Seçmek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you choose a color?
(ken yu çuuz e ka-lır?)
(Bir renk seçebilir misin?)

Mike: Yes, I choose red.
(yes, ay çuuz red.)
(Evet, kırmızıyı seçiyorum.)
Chose (choose fiilinin geçmiş hâli)
📢 çouz

Seçti 

Örnek Diyalog:
Anna: Which color did you choose yesterday?
(viç ka-lır did yu çuuz yes-tır-dey?)
(Dün hangi rengi seçtin?)

Mike: I chose blue.
(ay çouz bluu.)
(Maviyi seçtim.)
Drink
📢 drink

İçmek

Örnek Diyalog:
Anna: Do you want to drink something?
(du yu vant tu drink sam-ting?)
(Bir şey içmek ister misin?)

Mike: Yes, I’ll drink some coffee.
(yes, ayl drink sam kaa-fi.)
(Evet, biraz kahve içerim.)
Drank (Drink fiilinin geçmiş hâli)
📢 drenk

İçti

Örnek Diyalog:
Emma: What did you drink this morning?
(wat did yu drink dis mor-ning?)
(Bu sabah ne içtin?)

Tom: I drank coffee.
(ay drenk kaa-fi.)
(Kahve içtim.)
Drive
📢 dırayv

Araba sürmek, araç kullanmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you drive a car?
(ken yu dırayv e kaar?)
(Araba sürebiliyor musun?)

Mike: Yes, I can drive very well.
(yes, ay ken dırayv ve-ri vel.)
(Evet, çok iyi araba sürebilirim.)
Drove (Drive fiilinin geçmiş hâli)
📢 dırov

Araba sürdü, araç kullandı

Örnek Diyalog:
Tom: Who drove yesterday?
(hu drov yes-tır-dey?)
(Dün arabayı kim sürdü?)

Emma: I drove yesterday.
(ay drov yes-tır-dey.)
(Dün arabayı ben sürdüm.)
Hear
📢 hiır

Duymak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you hear the music?
(ken yu hiır dı müu-zik?)
(Müziği duyabiliyor musun?)

Tom: Yes, I can hear it clearly.
(yes, ay ken hiır it kı-liir-li.)
(Evet, net şekilde duyabiliyorum.)
Heard (Hear fiilinin geçmiş hâli)
📢 hörd

Duydu

Örnek Diyalog:
Emma: Did you hear the news?
(did yu hiır dı nüuz?)
(Haberi duydun mu?)

Mike: Yes, I heard about it yesterday.
(yes, ay hörd e-baut it yes-tır-dey.)
(Evet, dün duydum.)
Hit
📢 hit

Vurmak

Örnek Diyalog (Geniş zaman):
Anna: Can you hit the ball?
(ken yu hit dı bol?)
(Topa vurabilir misin?)

Mike: Yes, I can hit it.
(yes, ay ken hit it.)
(Evet, ona vurabilirim.)
Hit (Geçmiş zaman hâli aynıdır)
📢 hit

Vurdu

Örnek Diyalog (Geçmiş zaman):
Emma: Who hit the window yesterday?
(hu hit dı vin-dov yes-tır-dey?)
(Dün cama kim vurdu?)

Tom: I hit it by mistake.
(ay hit it bay mis-teyk.)
(Yanlışlıkla ben vurdum.)
Hurt
📢 hört

Acıtmak, incitmek

Örnek Diyalog (Geniş Zaman):
Anna: Does your arm hurt?
(daz yor aarm hört?)
(Kolun acıyor mu?)

Mike: Yes, it hurts a little.
(yes, it hörts e li-tıl.)
(Evet, biraz acıyor.)
Hurt (Geçmiş zaman hâli aynıdır)
📢 hört

Acıdı, incitti

Örnek Diyalog (Geçmiş Zaman):
Emma: Did you hurt your foot yesterday?
(did yu hört yor fut yes-tır-dey?)
(Dün ayağını incittin mi?)

Tom: Yes, I hurt it while playing football.
(yes, ay hört it vayl pı-ley-ing fut-bol.)
(Evet, futbol oynarken incittim.)
Leave
📢 liiv

Ayrılmak, bırakmak

Örnek Diyalog:
Anna: What time do you usually leave home?
(wat taym du yu yuu-cı-li liiv hom?)
(Genellikle evden saat kaçta ayrılırsın?)

Mike: I usually leave at 8 o’clock.
(ay yuu-cı-li liiv et eyt ı-klak.)
(Genellikle saat sekizde ayrılırım.)
Left (Leave fiilinin geçmiş hâli)
📢 left

Ayrıldı, bıraktı

Örnek Diyalog:
Emma: When did you leave the office yesterday?
(ven did yu liiv dı o-fis yes-tır-dey?)
(Dün ofisten ne zaman ayrıldın?)

Tom: I left at 6 o’clock.
(ay left et siks ı-klak.)
(Saat altıda ayrıldım.)
Stand
📢 stend

Ayakta durmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you stand here, please?
(ken yu stend hiır pliiz?)
(Lütfen burada durabilir misin?)

Mike: Sure, I’ll stand here.
(şuur, ayl stend hiır.)
(Tabii, burada dururum.)
Stood (Stand fiilinin geçmiş hâli)
📢 stuud

Ayakta durdu

Örnek Diyalog:
Emma: Where did you stand during the concert?
(weer did yu stend du-ring dı kan-sırt?)
(Konser sırasında nerede durdun?)

Tom: I stood near the stage.
(ay stuud niır dı steyc.)
(Sahnenin yanında durdum.)
Send
📢 send

Göndermek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you send me an email?
(ken yu send mii en i-meyl?)
(Bana e-posta gönderebilir misin?)

Mike: Sure, I’ll send it right now.
(şuur, ayl send it rayt nau.)
(Tabii, hemen gönderiyorum.)
Sent (Send fiilinin geçmiş hâli)
📢 sent

Gönderdi

Örnek Diyalog:
Emma: Did you send the message yesterday?
(did yu send dı me-sıc yes-tır-dey?)
(Dün mesajı gönderdin mi?)

Tom: Yes, I sent it yesterday.
(yes, ay sent it yes-tır-dey.)
(Evet, dün gönderdim.)
Sing
📢 sing

Şarkı söylemek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you sing a song?
(ken yu sing e song?)
(Bir şarkı söyleyebilir misin?)

Mike: Yes, I can sing.
(yes, ay ken sing.)
(Evet, şarkı söyleyebilirim.)
Sang (Sing fiilinin geçmiş hâli)
📢 seng

Şarkı söyledi

Örnek Diyalog:
Emma: Who sang at the party yesterday?
(hu seng et dı par-ti yes-tır-dey?)
(Dün partide kim şarkı söyledi?)

Tom: Anna sang beautifully.
(e-na seng biu-tı-fı-li.)
(Anna çok güzel şarkı söyledi.)
Sit
📢 sit

Oturmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can I sit here?
(ken ay sit hiir?)
(Buraya oturabilir miyim?)

Mike: Yes, you can sit next to me.
(yes, yu ken sit nekst tu mii.)
(Evet, yanıma oturabilirsin.)
Sat (Sit fiilinin geçmiş hâli)
📢 set

Oturdu

Örnek Diyalog:
Emma: Where did you sit yesterday?
(weer did yu sit yes-tır-dey?)
(Dün nereye oturdun?)

Tom: I sat near the window.
(ay set niır dı vin-do.)
(Pencerenin yanında oturdum.)
Draw
📢 draa

Çizmek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you draw a picture?
(ken yu draa e pik-çır?)
(Bir resim çizebilir misin?)

Mike: Yes, I can draw very well.
(yes, ay ken draa ve-ri vel.)
(Evet, çok iyi çizebilirim.)
Drew (Draw fiilinin geçmiş hâli)
📢 dru

Çizdi

Örnek Diyalog:
Emma: Who drew this picture?
(hu dru dis pik-çır?)
(Bu resmi kim çizdi?)

Tom: I drew it yesterday.
(ay dru it yes-tır-dey.)
(Dün ben çizdim.)
Teach
📢 tiiç

Öğretmek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you teach me English?
(ken yu tiiç mii ing-liş?)
(Bana İngilizce öğretebilir misin?)

Mike: Sure, I can teach you.
(şuur, ay ken tiiç yu.)
(Tabii, sana öğretebilirim.)
Taught (Teach fiilinin geçmiş hâli)
📢 toot

Öğretti

Örnek Diyalog:
Tom: Who taught you English?
(hu toot yu ing-liş?)
(Sana İngilizceyi kim öğretti?)

Emma: My teacher taught me.
(may tii-çır toot mii.)
(Öğretmenim öğretti.)
Think
📢 tink

Düşünmek, sanmak

Örnek Diyalog:
Anna: What do you think about the movie?
(wat du yu tink e-baut dı muu-vi?)
(Film hakkında ne düşünüyorsun?)

Mike: I think it’s great.
(ay tink its greyt.)
(Bence harika.)
Thought (Think fiilinin geçmiş hâli)
📢 toot

Düşündü, sandı

Örnek Diyalog:
Emma: I thought you were at home yesterday.
(ay toot yu vör et hom yes-tır-dey.)
(Dün evde olduğunu sanıyordum.)

Tom: No, I was outside.
(noo, ay vaz aut-sayd.)
(Hayır, dışarıdaydım.)
Throw
📢 tı-rov

Atmak, fırlatmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you throw me the ball?
(ken yu tı-rov mii dı bol?)
(Bana topu atabilir misin?)

Mike: Sure, I’ll throw it to you.
(şuur, ayl tı-rov it tu yu.)
(Tabii, sana atıyorum.)
Threw (Throw fiilinin geçmiş hâli)
📢 tı-ruu

Attı, fırlattı

Örnek Diyalog:
Emma: Who threw the ball?
(hu tı-ruu dı bol?)
(Topu kim attı?)

Tom: I threw it.
(ay tı-ruu it.)
(Ben attım.)
Wake up
📢 veyk ap

Uyanmak

Örnek Diyalog:
Anna: What time do you usually wake up?
(wat taym du yu yuu-cı-li veyk ap?)
(Genellikle saat kaçta uyanırsın?)

Mike: I usually wake up at seven.
(ay yuu-cı-li veyk ap et se-vın.)
(Genellikle saat yedide uyanırım.)
Wake up
📢 veyk ap

Uyanmak

Örnek Diyalog:
Anna: What time do you usually wake up?
(wat taym du yu yuu-cı-li veyk ap?)
(Genellikle saat kaçta uyanırsın?)

Mike: I usually wake up at seven.
(ay yuu-cı-li veyk ap et se-vın.)
(Genellikle saat yedide uyanırım.)
Wear
📢 ve-ır

Giymek, takmak

Örnek Diyalog:
Anna: What do you usually wear at work?
(wat du yu yuu-cı-li ve-ır et wörk?)
(İşte genellikle ne giyersin?)

Mike: I usually wear a suit.
(ay yuu-cı-li ve-ır e suut.)
(Genellikle takım elbise giyerim.)
Wore (Wear fiilinin geçmiş hâli)
📢 vor

Giydi, taktı

Örnek Diyalog:
Emma: What did you wear at the party yesterday?
(wat did yu ve-ır et dı paar-ti yes-tır-dey?)
(Dün partide ne giydin?)

Tom: I wore jeans and a shirt.
(ay vor ciinz end e şört.)
(Kot pantolon ve gömlek giydim.)
Write
📢 rayt

Yazmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you write your name here, please?
(ken yu rayt yor neym hiır pliiz?)
(Lütfen buraya ismini yazar mısın?)

Mike: Sure, I’ll write it now.
(şuur, ayl rayt it nau.)
(Tabii, şimdi yazıyorum.)
Wrote (Write fiilinin geçmiş hâli)
📢 rot

Yazdı

Örnek Diyalog:
Emma: Who wrote this message?
(hu rot dis me-sıc?)
(Bu mesajı kim yazdı?)

Tom: I wrote it.
(ay rot it.)
(Ben yazdım.)
Become
📢 bi-kam

Olmak (dönüşmek, hâline gelmek)

Örnek Diyalog:
Anna: Do you want to become a teacher?
(du yu vant tu bi-kam e tii-çır?)
(Öğretmen olmak istiyor musun?)

Mike: Yes, I want to become a teacher.
(yes, ay vant tu bi-kam e tii-çır.)
(Evet, öğretmen olmak istiyorum.)
Became (Become fiilinin geçmiş hâli)
📢 bi-keym

Oldu (dönüştü, hâline geldi)

Örnek Diyalog:
Lucy: When did you become a student here?
(ven did yu bi-kam e sı-tu-dınt hiir?)
(Burada ne zaman öğrenci oldun?)

Tom: I became a student last year.
(ay bi-keym e sı-tu-dınt lest yiır.)
(Geçen yıl öğrenci oldum.)
Blow
📢 blov

Üflemek, esmek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you blow the candles?
(ken yu blov dı ken-dıls?)
(Mumları üfleyebilir misin?)

Tom: Sure, I’ll blow them now.
(şuur, ayl blov dem nau.)
(Tabii, hemen üflüyorum.)
Blew (Blow fiilinin geçmiş hâli)
📢 bluu

Üfledi, esti

Örnek Diyalog:
Mike: What happened to the balloons?
(wat he-pınd tu dı ba-luuns?)
(Balonlara ne oldu?)

Emma: The wind blew them away.
(dı wind bluu dem e-vey.)
(Rüzgar onları uçurdu.)
Cost
📢 kast

Mâl olmak, fiyatında olmak

Örnek Diyalog (Geniş zaman):
Anna: How much does this phone cost?
(hau maç daz dis foon kast?)
(Bu telefonun fiyatı ne kadar?)

Mike: It costs 300 dollars.
(it kasts tı-ri han-drıd da-lırs.)
(300 dolar tutuyor.)
Cost (Geçmiş zaman hâli de aynıdır.)
📢 kast

Mâl oldu, tuttu

Örnek Diyalog (Geçmiş zaman):
Emma: How much did your shoes cost?
(hau maç did yor şuuz kast?)
(Ayakkabıların ne kadara mâl oldu?)

Tom: They cost 50 dollars.
(dey kast fif-ti da-lırs.)
(50 dolar tuttu.)
Feel
📢 fi-ıl

Hissetmek

Örnek Diyalog:
Anna: How do you feel today?
(hau du yu fi-ıl tı-dey?)
(Bugün nasıl hissediyorsun?)

Tom: I feel great, thanks!
(ay fi-ıl greyt, thenks!)
(Harika hissediyorum, teşekkürler!)
Felt (Feel fiilinin geçmiş hâli)
📢 felt

Hissetti

Örnek Diyalog:
Mike: How did you feel yesterday?
(hau did yu fi-ıl yes-tır-dey?)
(Dün nasıl hissettin?)

Emma: I felt tired.
(ay felt ta-yırd.)
(Yorgun hissettim.)
Fight
📢 fayt

Kavga etmek, dövüşmek

Örnek Diyalog:
Emma: Do you fight with your brother?
(du yu fayt vit yor bra-dır?)
(Kardeşinle kavga eder misin?)

Tom: No, we never fight.
(noo, wii ne-vır fayt.)
(Hayır, biz hiç kavga etmeyiz.)
Fought (Fight fiilinin geçmiş hâli)
📢 foot

Kavga etti

Örnek Diyalog:
Mike: Did you fight with Jack yesterday?
(did yu fayt wit cek yes-tır-dey?)
(Dün Jack ile kavga mı ettin?)

Emma: Yes, we fought yesterday.
(yes, wii foot yes-tır-dey.)
(Evet, dün kavga ettik.)
Lend
📢 lend

Ödünç vermek

Örnek Diyalog:
Anna: Can you lend me your book?
(ken yu lend mii yor buk?)
(Bana kitabını ödünç verir misin?)

Mike: Sure, I’ll lend it to you.
(şuur, ayl lend it tu yu.)
(Tabii, sana ödünç veririm.)
Lent (Lend fiilinin geçmiş hâli)
📢 lent

Ödünç verdi

Örnek Diyalog:
Emma: Who lent you this book?
(hu lent yu dis buk?)
(Bu kitabı sana kim ödünç verdi?)

Tom: Anna lent it to me.
(e-na lent mii dis buk.)
(Anna bana ödünç verdi.)
Hold
📢 hold

Tutmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can you hold this bag for a second?
(ken yu hold dis beg?)
(Şu çantayı bir tutabilir misin?)

Mike: Sure, I’ll hold it.
(şuur, ayl hold it.)
(Tabii, tutarım.)
Held (Hold fiilinin geçmiş hâli)
📢 held

Tuttu

Örnek Diyalog:
Tom: Who held my phone?
(hu held may foon?)
(Telefonumu kim tuttu?)

Emma: I held it for you.
(ay held it for yu.)
(Onu ben tuttum.)
Let
📢 let

İzin vermek

Örnek Diyalog (Geniş Zaman):
Anna: Can you let me use your phone?
(ken yu let mii yuuz yor foon?)
(Telefonunu kullanmama izin verir misin?)

Mike: Sure, I’ll let you use it.
(şuur, ayl let yu yuuz yor foon.)
(Tabii, kullanmana izin veririm.)
Let (Geçmiş Zaman)
📢 let

İzin verdi

Örnek Diyalog (Geçmiş Zaman):
Tom: Did your parents let you go to the party?
(did yor pe-rınts let yu go tu dı paar-ti?)
(Ailen partiye gitmene izin verdi mi?)

Emma: Yes, they let me go.
(yes, dey let mii go.)
(Evet, gitmeme izin verdiler.)
Fly
📢 fı-lay

Uçmak

Örnek Diyalog:
Anna: Can birds fly?
(ken bördz fı-lay?)
(Kuşlar uçabilir mi?)

Tom: Yes, they can fly.
(yes, dey ken fı-lay.)
(Evet, uçabilirler.)
Flew (Fly fiilinin geçmiş hâli)
📢 flu

Uçtu

Örnek Diyalog:
Mike: Did you fly to Paris?
(did yu fı-lay tu pe-ris?)
(Paris’e uçakla mı gittin?)

Emma: Yes, I flew there last week.
(yes, ay flu deer lest wiik.)
(Evet, oraya geçen hafta uçtum.)
Smell
📢 sı-mel

Koklamak, kokmak

Örnek Diyalog:
Anna: Do these flowers smell nice?
(du diiz fılau-ırs sı-mel nays?)
(Bu çiçekler güzel kokuyor mu?)

Mike: Yes, they smell great.
(yes, dey sı-mel greyt.)
(Evet, harika kokuyorlar.)
Smelt (Smell fiilinin geçmiş hâli)
📢 sı-melt

Kokladı, koktu

Örnek Diyalog:
Tom: Did you smell the cake?
(did yu sı-mel dı keyk?)
(Kekin kokusunu aldın mı?)

Emma: Yes, I smelt it. It was delicious.
(yes, ay sı-melt it. it vaz di-li-şıs.)
(Evet, kokusunu aldım. Çok lezzetliydi.)

Not: Amerikan İngilizcesinde genelde smelled kullanılır, ancak smelt de yaygın ve kabul edilir.
Hide
📢 hayd

Saklamak, saklanmak

Örnek Diyalog:
Emma: Where do you usually hide your money?
(weer du yu yuu-jı-li hayd yor ma-ni?)
(Paranı genellikle nereye saklarsın?)

Mike: I hide it in my desk.
(ay hayd it in may desk.)
(Onu masama saklarım.)
Hid (Hide fiilinin geçmiş hâli)
📢 hid

Sakladı, saklandı

Örnek Diyalog:
Anna: Where did you hide yesterday?
(weer did yu hayd yes-tır-dey?)
(Dün nereye saklandın?)

Tom: I hid behind the door.
(ay hid bi-haynd dı door.)
(Kapının arkasına saklandım.)
Freeze
📢 friiz

Donmak, dondurmak

Örnek Diyalog:
Anna: Does water freeze quickly?
(daz va-tır friiz kuik-li?)
(Su çabuk donar mı?)

Mike: Yes, it will freeze in a few hours.
(yes, it wil friiz in e fyuu au-ırs.)
(Evet, birkaç saate donar.)
Froze (Freeze fiilinin geçmiş hâli)
📢 frooz

Dondu, dondurdu

Örnek Diyalog:
Emma: Did the lake freeze last winter?
(did dı leyk friiz lest win-tır?)
(Göl geçen kış dondu mu?)

Tom: Yes, it froze completely.
(yes, it frooz kımp-liit-li.)
(Evet, tamamen dondu.)
Keep
📢 kiip

Tutmak, saklamak, muhafaza etmek

Örnek Diyalog:
Anna: Where do you keep your money?
(weer du yu kiip yor ma-ni?)
(Paranı nerede saklıyorsun?)

Mike: I keep it in my wallet.
(ay kiip it in may va-lıt.)
(Cüzdanımda tutuyorum.)
Kept (Keep fiilinin geçmiş hâli)
📢 kept

Tuttu, sakladı, muhafaza etti

Örnek Diyalog:
Emma: Where did you keep the keys?
(weer did yu kiip dı kiiz?)
(Anahtarları nerede sakladın?)

Tom: I kept them in my bag.
(ay kept dem in may beg.)
(Onları çantama koydum.)
Mean
📢 miin

Anlamına gelmek, kastetmek

Örnek Diyalog:
Anna: What does this word mean?
(wat daz dis wörd miin?)
(Bu kelime ne anlama geliyor?)

Mike: It means “friend.”
(it miinz frend.)
(Arkadaş anlamına geliyor.)
Meant (Mean fiilinin geçmiş hâli)
📢 ment

Anlamına geldi, kastetti

Örnek Diyalog:
Emma: What did you mean by that sentence?
(wat did yu miin bay det sen-tıns?)
(O cümleyle neyi kastettin?)

Tom: I meant that I was tired.
(ay ment det ay vaz ta-yırd.)
(Yorgun olduğumu kastettim.)
Lie
📢 lay

Uzanmak, yatmak

Örnek Diyalog:
Anna: I’m tired. I want to lie down.
(aym ta-yırd. ay vant tu lay daun.)
(Yorgunum. Uzanmak istiyorum.)

Mike: You can lie on the sofa.
(yu ken lay daun on dı sofaa.)
(Koltukta uzanabilirsin.)
Lay (Lie fiilinin geçmiş hâli)
📢 ley

Uzandı, yattı

Örnek Diyalog:
Emma: Where did you lie down yesterday?
(weer did yu lay daun yes-tır-dey?)
(Dün nereye uzandın?)

Tom: I lay on the sofa.
(ay ley daun an dı sou-fa.)
(Dün kanepede uzandım.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder